Yazıya ruh veren sanat olarak bilinen hüsn-i hattın, İslâm kaynaklarında yapılan en güzel tarifi “Hat, cismânî âletlerle meydana getirilen rûhânî bir hendesedir." şeklindedir.
Enes bin Malik(ra) anlatıyor:
"Resûlullah (sav) bir gün Ebu Zer'ira) dışarı çağırıp elinden tutar ve ona şöyle buyurur:
'Ya Eba Zer! Önümüzde çok sarp ve dik bir yokuş var. Yükü hafif olanlardan başkası bu yokuşu tırmanamaz.
Ebu Zer:
'Ya Resûlallah! Yükü hafif olanlardan mıyım, yoksa ağır olanlardan mı?'
'Evinde bugünlük yemeğin var mı?'
'Vardır ya Resûlallah!'
'Peki, yarın için ayırdığın bir yemek var mı?'
'Yoktur ya Resûlallah!'
'Ebu Zer! Yarın için ayırdığın bir yemeğin olsaydı, yükü ağır olanlardan olurdun."
Enes bin Malik'in rivayetinden şu anlaşılmalıdır: Dünyada bizim gibi zayıf olanlara kâfi miktarda dünyalık yeter, fazlası zahmete sokar. Dünyanın zahmet ve sıkıntılarını kaldırabilecek durumda değilken, ahiretin zahmetine nasıl katlanacağız?
Gazeteci alaycı bir tavırla söyler:
-Hocam siz iktidarı ancak ahirette görürsünüz.
Sn. Erbakan hoca gülerek cevaplar:
-Evladım biz zaten onun için uğraşıyoruz. Necmettin Erbakan
Meşhurdur ki bir gün İmam-ı Azam'a
"Sen bu kadar ilmi nasıl öğrendin?" Diye sorduklarında;
"Kargalar gibi sabahladım, yani çok ders çalıştım. Kelpler gibi temellük ettim, yani köpekler gibi sırnaştım. Kediler gibi yaltaklandım, yani hocamın kalbini fethetmek için çâreler düşünüp gayrette buldum."
"Tevbe ettikten sonra büyük günah yoktur.
Günahta ısrar ettikten sonra küçük günah yoktur.
Her günahtan da küfre giden bir yol vardır."
Muhammed Emin Yıldırım