İnsanların hiper-uzay atlamasını keşfedip galakside kolonileşmeye başlaması, robotların üretimde, siyasette, yönetimde, neredeyse her yerde önemli görevlerde bulunması, insanların içinde bulundukları güneş sisteminin ana yıldızının enerjisini verimli bir şekilde işleyip diğer gezegenlere dağıtarak kusursuz bir döngü yaratmasıyla bu kitap sadece robotların geleceği değil, bizim evrendeki geleceğimiz hakkında da mükemmel bir ütopya örneği oluşturuyor. Özellikle dünyanın artık ülke sınırlarına değil, bölge sınırlarına sahip olması. Bölgelerin üretim ve eğitimde birbiriyle yarışması bunun en büyük örneği.
Robotları yeterince iyi tasarlarsak değil bizden daha zeki aynı zamanda daha mantıklı, eğlenceli, hatta belki insan tanımımıza uyan ne varsa ona sahip olabilecek robotlar hakkında bir kitap. Aslında robotlar çoktan hayatımıza girdi, günümüzde Japonya'nın bir şehrinde milletvekilliği seçmelerine bir robot katılabiliyor. Yalnız Stephen gibi gizliden değil gayet kampanya ve afişlerdeki alelade robot görüntüsüyle. Çünkü aynı kitapta robopsikolog Susan'ın dediği gibi robotlar insanlardan daha iyi yönetir çünkü onlar gibi yalan söylemez, çalıp çırpmaz, rüşvet vermez.
Umarım robotların bizimle iç içe yaşadığı, ve sadece kullanılabilir basit makineler değil, Robbie ve Cutie gibi anlayışlı, meraklı, zeki yani aynı bizim gibi varlıklar olduğu bir geleceği görebiliriz.
Ben RobotIsaac Asimov · İthaki Yayınları · 20229,4bin okunma
Efsanevi gerçekçi mükemmel bir kurgu. Günümüzde her kadının okuması gereken bir roman. Şimdiye kadar cinsiyet normları hakkında çok fazla distopya okudum/izledim ama böylesi bir ütopya işte gerçekten ihtiyacımız olan şey. Kitap baştan sonra ''eğer kadınlar tek başlarına bir uygarlık kursaydı nasıl olurdu?'' fikrini işliyor. Kadınlığa toplum tarafından atfedilen altı boş kalıpların aslında sanılanın aksine ne kadar değerli özelliklere sahip olduğumuza yorumlanabileceğine vurgu yapılıyor. Örneğin nezaket, merhamet, kibarlık hep kadınlara atfedilir ve toplum cinsiyetleri hep böyle metalara sıkıştırır. Patriyarkanın bunları biz kadınlara karşı silah olarak kullanması ise hep karşılaştığımız bir şeydir. İşte bu kitapta kadınlığın o merhameti ve nezaketinin aslında bir uygarlığı yaşatacak ve yükseltecek şey olduğunu görüyoruz. Kadına atfedilen tüm o güçsüz özelliklerin kusursuz bir toplum oluşturmakta ne kadar önemli rollere sahip olduğunu fark ediyoruz. Her gün cinsiyetçiliğe uğradığımız dünyada yapabileceklerimizin farkında varmak adına hepimizin okuması gereken bir kitap. Biz onların söyledikleri gibi değiliz, eğer öyleysek bu onların sandığı gibi değil. Doğamızdan gelen sükunet, zarafet ve bilgelik bizi kardeşçe bir uygarlığa taşıyacak barış dolu ütopyanın yolu olabilir. O yüzden sevgili kadınlar kitapta son derece kadın düşmanı bir erkek olarak resmedilen Terry gibi ataerkil kimseleri umursamadan kalbimizden gelen güzellik ile dünyaya yeni tohumlar dikmeye devam edelim...
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman · İthaki Yayınları · 201819,8bin okunma
Gerçekten çok akıcı bir anlatım var. Kısaca şunu söyleyebilirim, hepimizin farkında olduğu üzere dünyada var olan bir ''kusursuz tasarım'' algısı var. İçinde bulunduğumuz dünyada, evrende her şeyin tam bizim yaşam standartlarımıza uygun olması, denklermlerde en ufak bir değişikliğin dahi hayat standartlarımızı ortadan kaldırması bilim insanlarının oldukça kafasını karıştıran bir mevzu. Peki bunu binlerce yıldır olduğunun aksine ilahi bir varlığa bağlamadan modern bilimle açıklayabilir miyiz? İşte Hawking bize bunu anlatıyor. Aristotelesten, Einsteina kadar evren hakkında yürütülen tüm teorileri eksileri ve artılarıyla önümüze sunan bu kitap bize ayrıca içinde yaşadığımız muazzam evrenin muhteşemliğinden bir kesit sunuyor. Yaşamın işleyişi, doğa yasaları, evrenin varoluşu, varlığımızın nedensel karmaşası hakkında bir şeyler öğrenmek isteyenlerin mutlaka elden geçirmesi gereken bir kitap.
Büyük TasarımLeonard Mlodinow · Doğan Kitap · 20131,617 okunma
Harika bir kurgu. Dünyanın geleceğine dair ilginç çok fantastik bir bakış açısı sunuyor bize. Anlatımı çok sevdim, keşke daha fazla detay olsa ve hikaye dallansaydı.
Zaman MakinesiH. G. Wells · İthaki Yayınları · 202337,1bin okunma
Chiyo adlı küçük, zıpır kızımız küçük balıkçı kasabasından kaçırılarak/satın alınarak bir geyşa evine -okiyaya- getirilir. İsmi değiştirilip Sayuri yapılır. Artık Chiyo ölmüş, çırak geyşa Sayuri doğmuştur. Henüz 9-10 yaşlarında olan Sayuri sert bir eğitim almaya başlar. Resmen nasıl köle olunabileceği öğretilir. Zarif, nazik ve güzel bir köle. Bir geyşa. Hata yaptığında sopayla dövülür, saygısızlığa tahammül yoktur. Okiya bir hapishane gibidir. Bir okiyadan kaçmak okiyanın adına leke sürmektir. Bu yüzden ilk kaçma girişiminde başarısız olan Sayuri geyşa eğitimi alma hakkını kaybeder.
Sonrasında aydınlanma geçirip güçlü olmaya karar veren Sayuri geyşa olmak için var gücüyle çalışmaya başlar. iyi bir üne, güce sahip olabilmek için, kimseye muhtaç olmamak ve hayatının aşkına kavuşmak için.
İkinci dünya savaşında daha zor bir duruma düşen ve hem hayatı hemde kariyeri için savaşmak zorunda kalan Sayuri kendi içinde çok daha zor olan savaşlara girer.
Kitabı okurken gözyaşlarına boğulduğum, sinirden sayfaları yırtmak istediğim o kadar çok sahne vardı ki. bir süre Japonlardan ölesiye nefret ettim zaten. Fakat acı olan gerçek bunun ataerkil sistemin bir uzantısı olduğu ve her kültürde, her millette kadının yerden yere vurulduğu bu tarz geleneklere rastlandığı idi.
Yinede Sayurinin güçlü, kendinden emin adımları, pes etmemesi ve yaşadığı acılardan ders alması kesinlikle çok önemli dersler veriyor bizlere. Biz, kadınlara. Hiç bir gerçek altında eğilmemeliyiz, belimizi bükmemeliyiz ki asla tekmeleme fırsatı bulamasınlar.