Marxizm, salt politik ekonomi değil, dünyaya bakış açısına yerleşen felsefi-bilimsel bir kök alandır. Siz ona ideoloji dediğinizde marxizm cehaletin taşkınlığına kendi donanımlı silahlarıyla karşılık verir. İdeoloji tanımının tarihsel boyutunu içsel ideoloji tartışmalarının tarihsel sürekliliğiyle ortaya çıkarınca, marxizmin bir ideoloji değil, ideolojinin varlık koşullarını ortadan kaldıran ve bununla birlikte onun silahını ona doğrultan bir paradigma bulursunuz. Marxizmin tüm teorik mirası, birçok yanlış anlamayı ortadan kaldıracak denli güçlüdür. Onu yalnızca yanlış okuyanlar onu salt ideoloji ile ekonomi-politik boyutuyla anlar. Halbuki marxizm dediğimizde edebiyat da tarih de felsefe de bakışımdaki payını alır. Tarihe marxizm dışında baktığınızda göreceğiniz şey, bir halk olarak tarih değil, üst sınıfların tarihi dedikodularının güç savaşı belirir. Halbuki geçmişin gelecek üzerindeki bakışımı, marxizmin sürekliliğini tüm aparatlarıyla işlevsel kılar. Mekanik bir düzenek değil, tarihin bugün ile oluşsal belirlenimidir söz konusu olan.
Marxizmi okuyup öğrenmeyenler onu ütopya olarak görebilir. Bilimi salt sosyal bilimlerden ibaret gören alt düzeyli okullu liberal aptallara anlatacak bir şeyimiz yok. Somut gerçeğin somut tahlili kapitalizmin vahşiliğini ortaya çıkarınca marxizm doğal tohumlarıyla filizleniyor. Teorik tartışmalarda bile marxizm hiçbir zaman ölmedi. Marx’ın yedi canlılığı her seferinde tekrar hortladı. Çünkü gerçeğin kendisi bir çiçeğin köküyse ve o kökü eziyorsanız, başka kökler sırada bekler. Conatusun muayyen gücü, işçi sınıfının gücüyle birlik oluşturur. Siyasal mücadeleler yenilgilerle dolu olabilir, ancak diyalektik birlik yenilgileri aşarak zafere dönüştürür. Gözden kaçan şey, gün gelir ritmik birliğin öncüsü olur.
Marksizm, işçi sınıfının sessiz dalgalarından kapitalizmin böğrünü yara yara fışkırıp geliyor. Komünizm hayaleti artık yaşlı Avrupa ile sınırlı değil, postunu çıkarıp tüm dünyaya yayılıyor. Komünizm bir tercih değil, artık bir zorunluluktur. Sermayenin kanlı bıçağı yirmilik dişimizi söktü; geriye kalan ve tekrar tekrar çıkan üretimden gelen güçlü dişlerimiz yerli yerinde duruyor.
Demirden yapılmış gölgeler içinde büyür insan
Gölgesini kurutur güneşte
Ve renk verir ağaçlara
Taştan yapılmış ağaçlara
Geçmişi için ağıt yakar
Ay’ın karşısında
Rüzgârla vedalaşır
Anılarını onun kollarına bırakarak
Böylece adım atar
Yaşamdan ölüme
Hiçbir şiirde altın çağ aramadan
Koşar demirden gölgesiyle
Umudu olmayan kapılara
Ve ben de koşarım
Onların arasında
Durduğumu sanarak
Koşar modern insan
Nereye gittiğini bilmeden