Sorel

HEGEL
Olumsuzun kendi için var olması kendiyle bağıntısıdır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hamlet Psikanalizin Gözüyle Okunabilir mi?
Psikanalize başlangıç için okunacak öncelikli isimlerden biri William Shakespeare’dır. Freud’un da açıkça belirttiği gibi, bir keşif yapılmadan önce o alana çoğu zaman bir şair nüfuz etmiştir. Bu anlamda Shakespeare, psikanalizin kavramsallaştıracağı birçok çatışmayı sezgisel düzeyde işlemiş bir yazardır. Nitekim Sigmund Freud ve sonrasında Jacques Lacan başta olmak üzere birçok düşünür Shakespeare’den beslenmiştir. Shakespeare’nin Hamlet adlı eseri, psikanalitik okumaya en açık metinlerden biridir. Hamlet’in babası Danimarka kralıdır ve amcası tarafından, Hamlet’in annesiyle birlikte işlenen bir cinayet sonucu öldürülür. Daha sonra babasının hayaleti Hamlet’in karşısına çıkarak gerçeği açıklar ve ondan intikam almasını ister. Hamlet, bu hakikati öğrendiği andan itibaren ne yapması gerektiğini bilir; buna rağmen eyleme geçemez. Savaşlarda kendini kanıtlamış bir prens olmasına rağmen, bir noktadan sonra tereddüt eden, erteleyen, hatta yer yer deliliğe sığınan bir figüre dönüşür. Onun bu bölünmüşlüğü, psikanalizin tam merkezinde yer alan bir çatışmayı açığa çıkarır. Freud, Hamlet’in bu eylemsizliğini Oedipus Complex çerçevesinde yorumlar. Buna göre Hamlet’i durduran şey, yalnızca ahlaki bir tereddüt değil, bastırılmış bir arzudur. Amca, Hamlet’in bilinçdışında taşıdığı arzuyu gerçekleştirmiştir: babayı ortadan kaldırmak ve anneye sahip olmak. Bu yüzden Hamlet, Claudius’u öldürmekte gecikir; çünkü onu öldürmek, kendi bastırılmış arzusuyla yüzleşmek anlamına gelecektir. Ancak bu okuma tek başına yeterli değildir. Jacques Lacan Hamlet’i farklı bir düzlemde ele alır. Lacan’a göre mesele yalnızca anneye duyulan arzu değil, öznenin arzusuyla kurduğu ilişkidir. Hamlet ne istediğini bilen ama bu isteği üstlenemeyen bir özne olarak karşımıza çıkar. Sürekli düşünür, analiz
Vicdan, insanın kendi içine kendi elleriyle yerleştirdiği bir köle ağasıdır. Onu kendisine ait olduğunu sandığı isteklere göre hareket etmeye yöneltir, oysa bu istekler, aslında dıştan gelen toplumsal taleplerin içselleştirilmesidir. Sert ve acımasızdır, insanın bütün yaşamını gizemli bir günahın kefareti haline getirerek, zevki ve mutluluğu yasaklar.
Angelus Novus ve Entelektüel Kişilik
Antonio Gramsci’nin entelektüel tanımı yalnızca geleneksel ve organik entelektüel ayrımına dayanmaz; aynı zamanda iktidar ile hakikati söyleme cesareti anlamına gelen parrēsia arasındaki gerilimin farkında olmayı da gerektirir. Bu nedenle entelektüeli yalnızca geleneksel ve organik kategorilerine indirgemek yerine, onun tarihsel ve etik karakterini de genişletmek gerekir. Bu noktada Walter Benjamin’i anmak elzemdir. Benjamin, Über den Begriff der Geschichte adlı eserinde tarih anlayışını açıklarken Paul Klee’nin Angelus Novus adlı tablosuna başvurur. Benjamin’in yorumunda Angelus Novus’un yüzü geçmişe dönüktür; melek geçmişin yıkıntılarını görürken, “ilerleme” olarak adlandırılan fırtına tarafından durmaksızın geleceğe doğru sürüklenir. Bu imge tarihçinin konumunu olduğu kadar entelektüelin konumunu da simgeler. Çünkü tarihçi, geçmişi yalnızca kronolojik bir anlatı olarak değil, bugünü ve geleceği belirleyen tarihsel bir alan olarak okur. Bu nedenle tarihçinin görevi geçmişi olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi ortaya koymaktır. Böyle bir tarihsel bakış, aynı zamanda entelektüelin etik sorumluluğunu da ifade eder. Benjamin’in ifadesiyle tarihin Angelus Novus’u, tarihi hem bütünlüğü içinde okur hem de her kültür belgesinin aynı zamanda bir barbarlık belgesi olduğunu gösterir. Dolayısıyla tarihçinin bakışı ile entelektüelin konumu birbirinden ayrı değildir; her ikisi de geçmişin enkazına bakarken, hakikati söyleme cesaretiyle bugüne müdahale etme sorumluluğunu taşır. Türkiye’de popüler tarih anlatısının en görünür figürlerinden biri olan İlber Ortaylı’nın tarih anlatısı ise yüzünü geçmişe dönmekle birlikte, bu geçmişi bugünün ideolojik hamasetinin malzemesi hâline getirme eğilimi gösterir. Geçmişe yönelirken bakışını belirli bir tarihsel noktaya