Selvi Boylum Al Yazmalım benim için sadece bir aşk hikâyesi değil; insanın kendine duyduğu saygıyla, sevgi arasında sıkışıp kaldığı bir hayat muhasebesi oldu. Kitabı genel olarak beğendim ama beğenmekten öte, bitirdiğimde içimde bir ağırlık kaldı. Çünkü bu roman mutlu etmeyi değil, düşündürmeyi seçiyor.
Asel’in verdiği karar, onun kendisine olan saygısını yitirmesine engel oldu. Belki birçok kişi için “aşk” başka bir tercihi gerektirirdi ama Asel’in seçimi, duygularından çok insan olma sorumluluğuyla şekillendi. Sevdiği halde gitmek, kalbinin sesini susturmak kolay bir şey değil.
İlyas ise roman boyunca beni en çok hayal kırıklığına uğratan karakter oldu. Çocuğunun değerini hiçbir zaman bilemedi. Sevgiyi sahiplenmekle karıştırdı, sorumlulukla yüzleşmekten kaçtı. Asel’i sevdiğini söylese de bu sevgi hep eksik, hep yarım kaldı. Bir baba olmanın ne demek olduğunu, bir çocuğun hayatındaki yerini anlamakta zorlandı. Belki de bu yüzden Asel’in kararında en büyük pay onundu.
Baytemir karakteri ise romanın vicdanı gibiydi. Bazen kendi gururunu hiçe sayarak Asel ve Samet’e yardım etti. İlyas’ın; Asel’in ilk kocası olduğunu bilseydi bile , yaralı olduğu için onu eve getireceğini söyleyecek kadar koca yürekliydi. Bu sahnelerde sevginin sadece tutku olmadığını, bazen sessizce yük taşımak olduğunu hissettim. Baytemir’in sevgisi bağırmıyor, iddia etmiyor; ama hep orada duruyor.
Roman bana şunu çok net öğretti: Hayatta verilen her doğru karar insanı mutlu etmeyebilir. Ama doğru olması, onun değerini azaltmaz. Asel mutlu olmayı değil, doğru olanı seçti. Belki içi acıdı, belki geceleri uykusuz kaldı ama başını yastığa koyduğunda kendinden utanmadı. Bu da her mutluluğun veremeyeceği bir huzur.
Selvi Boylum Al Yazmalım, sevginin ne olduğu sorusunu soruyor ama tek bir cevap