Kendi sergilediği davranış bozukluklarını, zaaflarını, iradesizliğini ve oturmamış kişiliğini;
“Bütün erkekler böyledir” gibi kalıplaşmış düşüncelerin arkasına sığınarak genelleştirmeye ve hatta normalleştirmeye çalışanlara asla katılmıyorum.
Çünkü hayır...
Bütün erkekler aynı değildir…
Hayatında kendisini seven, değer veren, yanında duran ve onda aradığı her şeyi bulduğu bir insan varken gözünü sürekli dışarıya çevirten durum -erkek olmak- değildir;
Doyumsuz olmaktır.
Sadakatsizliği doğallaştıran şey erkeklik değildir;
Karaktersizliktir.
Sürekli daha fazlasını aramak, onu tamamlayan güzelliğin değerini bilmemek, karşısındaki insanın sevgisini tüketmek bir cinsiyet özelliği değil, bir kişilik problemidir.
Sadakat seçeneklerin yokluğunda değil, seçenekler varken gösterilen karakterde saklıdır.
Ey ahali, bilin isterim ki bütün erkekler aynı değildir;
Asla!
Şöyle ki;
Bazıları bütünüyle Adam’dır, bazıları ise bütünüyle Ad’amcık...
Tutku bir akıl oyunudur. Hırs ve haz da keza öyledir. Lezzetlidir çünkü... Aldatıcıdır. İşte bu noktada da
tutkularından ve hazdan özgürleşmelidir insan.
Bu duygular sadece yanılsama değil; aynı zamanda üretimin, yaratıcılığın ve ilerlemenin de temel itici güçleri. Sanat, bilim, hatta insani ilişkiler büyük ölçüde tutkudan beslenir. Eğer insan tamamen tutkularından ve hazdan “özgürleşirse”, bu onu gerçekten özgür mü kılar, yoksa motivasyonsuz ve duygusal olarak körelmiş biri mi yapar bir düşünelim?
Bence sorun tutku, hırs ve hazzın varlığı değil; onların bilinçsizce ve ölçüsüz yaşanması. Yani mesele özgürleşmek değil, yönetebilmek.