Penguenler Adası, Anatole France’ın kaleminde aslında bir hikâye değil, insanın kendine tuttuğu bir aynadır. Körlüğü sadece gözlerinde değil, inancında ve yargısında da taşıyan St. Mael’in penguenleri insan sanıp vaftiz etmesiyle başlayan bu tuhaflık, bana göre bir hata değil; insanlığın özeti. Çünkü mesele penguenlerin insana dönüşmesi değil, insanın zaten neye dönüştüğünü fark edememesi. Başta eşit paylaşılan toprakların kısa sürede hırsa, mülkiyete ve kavgaya teslim olması; dinin, ahlakın ve adaletin idealden çıkıp çıkar aracına dönüşmesi… hepsi tanıdık. Tarih belki birebir tekerrür etmiyor ama insanın zaafları hep aynı sahneyi kuruyor. France’ın yaptığı şey çok net: masalın arkasına saklanıp gerçeği yüzümüze çarpmak. Dreyfus göndermeleriyle, karakterlerin arkasına gizlenmiş gerçek figürlerle şunu söylüyor aslında: sistemler değişir, isimler değişir ama insan değişmez. Ve en çarpıcı tarafı şu; biz bu hikâyeyi okurken güleriz belki ama o gülüşün içinde rahatsız edici bir tanıdıklık vardır. Çünkü penguenler değil, biziz dönüşen… ve belki de en başından beri buyduk.
Penguenler AdasıAnatole France · Dorlion Yayınevi · 2019278 okunma
“Kimse onlara aldırmıyor, onlar da öbürlerinin bakışlarına aldırmıyorlar. Fakat dişi Penguenler giydirildiğinde, erkek Penguen en kendisini neyin çektiğini tam olarak bilemeyecek. Düş gücü onun isteklerini sınırsız kılacak ve en önemlisi, pederim, aşkın onun getirdiği acıları öğrenecek. Diğer yandan, dişi Penguenler de gözlerini süzüp dudaklarını yayacak ve giysileri altında değerli bir hazine taşıdıkları izlenimini verecekler.”