Bugün Türkiye'de, özellikle siyasî oluşumlar yüzünden İslamiyet'in yükseldiğine dair bir söylenti var. Ve bazılarının imajı bu. Bu söylenti yanlış. Bu söylentinin aslı yok. Neden? Çünkü Türkiye bütün siyasî iniş çıkışlar muvacehesinde sadece normalleşen bir ülkedir.
Eşeği Niğde'ye sürmek gerektiği, çünkü artık Bor'un pazarının geçtiği insafsız bir yutturmacadır. Böyle söylüyorlar, zira sizin eşeğinizin yükü Bor pazarında piyasaya çıkacak olursa hepsi iflâs edecek.
Okuduğum uzun soluklu bir araştırma kitabının ardından, olaylarla dolu hızlıca biten bir köy romanına geçtiğimi düşünmüştüm. Fakat bu kitap olayların ve köy hayatının çok daha ötesinde; bir iç dünya, iç ses kitabıydı. Birçoğumuzun bildiği üzere savaş sırasında kolunu kaybeden bir askerin hiç bilmediği bir köye yerleşmesiyle başlıyor. Geri kalanı da o hayata alışamayan, daha da ötesi köylülerin onu asla kabul etmediği bir "yaban" hayatı.
Yer yer asıl suçun 'aydınlarda' olduğunu, Anadolu'nun ruhunu işleyemediklerini, bir şey ekmedikleri için bir şey biçemeyeceklerini söylüyor. Yani garipsenen köy ahalisini biz oluşturduk diyor. Bu kitaba başlamadan önce kesinlikle Anadolu halkının yanında olacağımı düşünen ben, şimdi o Ahmet Celâl miyim, köydeki ahaliden miyim, arada mı sıkışmışım bilemiyorum..