Kübra Bostancı

Kübra Bostancı
@Ssamaarra
Sanat + tarih + sanat tarihi = Mimari Restorasyon ‍️
Kadının yeri
Erkekler, mutfağı kadına ait bir yer olarak görür. Burger King'in 8 Mart'ta attığı, "kadının yeri mutfaktır" tweet'i büyük tepki görmüş, şirket tweet'ini geri çekerek özür dilemek zorunda kalmıştır. Şirketin, itibarını arttırmaya yönelik 2. tweet'i ise restoran endüstrisindeki şeflerin sadece %20'sinin kadın olmasıyla ilişkilidir. Günümüzde kadınları mutfakla ilişkilendirip aşağılayan cinsiyetçi şakalar yaygındır ("make me a sandwich"). Batıda profesyonel olarak yemek yapan şefler 17.yy'da orduda bu konuda eğitim almış, bir hiyerarşi içinde yükselmiş erkeklerdi. 19.yy'a kadar kadınlar, evde-tarlada yapılan üretime katılırlardı. 19.yy'da erkekler kamusal alanda çalışmaya başlayınca kadın ev işleriyle, mutfakla özdeşleştirildi. Kamusal ve özel alanların ayrılması emek konusunda şef/aşçı ayrımında karşılığını buldu. İş hayatında profesyonel olarak, ücret karşılığı yemek yapan erkek şeflerin, yemek kitapları hazırlayan, okullarda yemek dersleri veren "yaratıcı" erkeklerin etrafında yüksek bir sosyal değere sahip olduğu varsayılan ''haute cuisine" kültürü oluşurken, kadınların evde -karşılığı ödenmemiş emekle- yaptıkları yemek değersiz, sıradan bir aşçılık olarak görülmekteydi. 1. dalga feminizm döneminde muhafazakar erkekler, eğer oy hakları verilirse kadınların artık evde yemek yapmak istemeyeceğini, kadınlıklarını reddedeceklerini iddia ediyorlardı. 1930'larda -erkek-mutfak tasarımcıları işlevselci bir mantıkla mutfağın içine fabrika üretkenliğini sokmak istedi, mutfaktaki her şey montaj hattı mantığıyla düzenlenmişti. Ancak kadının mutfak yükünü azaltmaya yönelik bu teknik düzenleme yemek yapmayı tamamen mekanik, pratik bir göreve dönüştürerek zevk alınarak yapılan bir iş olmaktan çıkarıyordu. 1960'lara gelindiğinde ev kadınları mutfak-ev işleri-çocuk bakımı
Kadın
Reklam
Diyalektik 2 – Şeref, Bilgelik, Sanat
*_Düşünce_ _Buda: Her şey düşüncedir. Ne düşünüyorsak o oluruz. Bize düşüncelerimiz şekil verir. Hepimiz düşüncelerimizden doğarız. Bu dünyayı yaratan, zihnimizdir. Bu dünyayı bir hava kabarcığı, bir serap gibi düşün. Dünyayı böyle gören kişiyi ölüm görmez. Biz, içselliğimizin meyvesiyiz. İçimizde ne varsa biz oyuz. Bizi biz yapan zihnimizdir. Zihin uzaklarda bedensiz gezer. Hiçbir dost ya da düşman, düşüncenin verdiği iyiliği ve kötülüğü veremez.. _Ralph Emerson: Ne düşünüyorsak, o oluruz. Her eylemin atası düşüncedir. Birine göre adaletli olan şey, diğerine göre haksızlıktır; birine göre güzel olan, diğerine göre çirkindir; birine göre bilgelik olan, diğerine göre çılgınlıktır. Hissetme biçiminiz, neden bir başkasının kafasındaki düşüncelere bağlı olsun? Eğer ne düşüneceğinizi şansa bırakırsanız ya da gazete ve radyoya bırakacak olursak, kendi zihnimiz üzerindeki denetim gücümüzü büyük ölçüde yitiririz. Diğer tüm insanlar, kendi zihnimizi yansıtmak için bize yöneltilen aynalardır. İnsanlar, görüşlerinin aynı zamanda kendi karakterlerinin bir itirafı olduğunu görmüyor gibiler. Bir kar fırtınasındaki kar taneleri kadar çok yanılsama yastıkları vardır. Biz bir rüyadan diğerine uyanırız. Büyük insanlarla birlikte, düşünce ve davranışlarımız da büyür. Bir toplulukta bir bilge olsun yeter, bilgelik çabucak herkese bulaşır. Parlak zekalı biriyle sık konuşalım, olaylara aynı açıdan bakmayı çabucak öğreniriz. Değerli insanların en iyi etkilerini, onların yanından ayrıldığımız zaman hissederiz. Büyük insanlar dünyayı düşüncelerin yönettiğini görenlerdir. - İnsan ruhu, en baştan beri kendine ait her melekeyi, her düşünceyi, her duyguyu uygun olaylarda dışa vurur. Ancak düşünce her zaman olaydan önce gelir; tarihteki bütün olaylar önceden zihinde yasa olarak mevcuttur. Her
Edebiyat
Alev Alatlı
Alev Alatlı Allah rahmet eylesin. 02.02.2024
http://okyanusum.com/makale/beyin-dalgalari-2/
Beyin Dalgaları Beyinden yayılan elektrik sinyalleri kafatasına bağlanan alıcılarla ölçülebiliyor. Elektroensefalogram (EEG) denen bir aletle ölçülen bu sinyallere “beyin dalgaları” deniliyor. Esas olarak 4 tür beyin dalgası var. Bunlar alfa, delta, teta ve beta. İlk bulunan beyin dalgasına, Yunan alfabesinin ilk harfi olan alfa deniyor. Bu dalgalar, bir voltun milyonda biri kadar düşük bir voltaja sahip. Saniyede 10kez salınan alfa dalgaları bir görülüyor bir kayboluyor, yani sürekli mevcut değiller. Örneğin, derin uykuda ya da aşırı heyecan durumlarında bu dalga neredeyse hiç yok. Alfa dalgaları, genellikle insanın rahat olduğu, çok fazla efor sarf etmediği durumlarda görülüyor. Delta dalgaları, uykunun derin evresinde ortaya çıkıyor. En fazla saniyede 4 kez dalgalanan delta dalgaları, en yavaş titreşen dalgalar. Teta dalgaları uykuya geçerken ya da uykunun ilk evrelerinde görülüyorlar. Bunlar biraz daha hızlı; saniyede 4-7 kez salınıyorlar. Beta dalgaları çok stresli durumlarda, kafamızı toplayamadığımız ve dikkatimizi veremediğimiz zamanlarda ortaya çıkıyor. Saniyede 13-40 kez salınan beta dalgaları alfa ve teta dalgalarından daha hızlı. Son yıllarda üzerinde çalışılan diğer bir dalga türü de “gama”. Gama dalgaları saniyede 40 kez titreşiyor. Bu dalganın, algılama bilinç ve entelektüel düşüncenin kaynağı olduğu düşünülüyor. Her bir dalga türü, bilinç durumunun bir aşamasıyla bağlantılı. Bu dalgalar arasında eşgüdümlü bir geçiş sağlanamazsa çeşitli sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin, gerektiği zamanda delta ve teta dalgaları oluşmazsa, kişide uykusuzluk sorunu başlıyor. Arabanın viteslerine benzetilecek olursa, delta birinci, teta ikinci, alfa üçüncü ve beta dördüncü vites. Arabayı kullanırken nasıl her vitesin ayrı önemi varsa, her dalganın da kendine göre bir
Televizyon
Klasikler Ve Çevirmenler
Not: Bu ileti eserleri orijinalinden ve sonrasında Türkçe çevirilerinden okuyan insanların görüşlerinin derlenmesiyle yazılmıştır. Sonrasında sitedeki okurların katkıları eklenmiştir. Günlerdir çevirmenlerin dünyasına daldım ve haklarında o kadar çok şey okudum ki beynimden dumanlar çıkıyor. Yabancı dilde yazılmış eserlerde en rahatsız olduğum şey, çeviri ne kadar kaliteli olursa olsun ''çevirinin çevirisini'' okumaktır. Misal Rusça bir eseri, Fransızca'ya çevirmişler. Bizdeki çok iyi Fransızca bilen bir çevirmen de Türkçe'ye çevirmiş. Bu benim bir okur olarak tercih etmek istemediğim bir durum. Klasikler konusunda bu yüzden çok titiz bir liste hazırlamak için uğraşıyorum. (Tuco isimli bir okur, bazı çevirinin çevirisi eserlerde, dili bilen orjinal eserle çevirinin çevirisi olan eserin kıyaslanarak bir hata var mı kontrol edildiğini söyledi. Yani her çevirinin çevirisi kötü demek değilmiş.) Elbette ben de insanların yazdıklarını kendime ölçü aldım. Hata payı vardır. İlgilenirseniz diye, buraya hangi çevirmeni hangi dilden tercih etmeniz gerektiği konusunda bir liste paylaşıyorum: "?" KOYDUKLARIM DAHA SONRA TEKRAR İNCELENECEK ÇEVİRMENLER. RUSÇA *HASAN ALİ EDİZ; Fransızca, Rusça ve Sırpça bilmektedir. Bence Suç ve Ceza'da bazı yerlerde mantık hataları vardı. Bu, basımla da ilgili olabilir. Nihal Yalaza Taluy'un hâlâ en iyisi olduğunu düşünüyorum. Ek olarak Mehmet Özgül de bütün eleştiriler bir yana bence güzel bir çeviri yapmış. ✅ *NİHAL YALAZA TALUY; birçok değerlendirmeye göre çok iyi bir çevirmen. Şahsi kanaatime göre de okumaktan en keyif aldığım çevirmen kendisi. ✅ *KORAY KARASULU; genç bir çevirmen ama emin adımlarla ilerlediği söylenmiş. Kumarbaz'ı inceledim. Nihal Yalaza Taluy ile hemen hemen aynı çevirmiş. ✅ *MAZLUM BEYHAN, Suç Ve Ceza'yı inceledim. Hasan
Edebiyat