"….ne kadar derin, ne kadar cesur olursa olsun insan aklının çözemeyeceğı bir çelişkiler kaosuna düşer! Dün arzuladığına bugün tutkuyla tükenene kadar ulaşırsın ve ertesi gün arzuladığın şey için kızarıp bozarırsın, sonra neden gerçek oldu diye hayata lanet edersin, bağımsız ve küstah adımlarla hayata atılmaktan, keyfi olarak istiyorum demekten kaynaklanır bu. İnsan el yordamıyla yürümeli, birçok şeye gözlerini kapatmalı, mutluluk mutluluk diye sayıklamamalı, mutluluk kaçtı diye homurdanmaya yeltenmemeli, hayat budur!
"Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar, bazen koşar biriyle birlikte, bir başkasıyla ölümcül yürüyüse çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar, öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi. Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında."
"Ne garip bir metin" dedi.
"Kim yazmış bunu?"
"Cervantes" dedim. "Yazdığı her şey doğru, fazlası yok,hatta eksiği var."
“Hakkımızda kim ne isterse söyleyebilir, istedikleri hükmü verebilirler.Biz yine hevecanlarımızdan, taşkınlıklarımızdan vazgeçmeden, hatalarımızdan utanç duymadan doğruluk yolunda yürümeye devam edeceğiz. Başkasından saygı görmek istersen, önce ve en önemlisi kendi kendine saygı duymalısın; ancak bu şekilde kendini saydırabilirsin.”
“Mustafa Kemal'in kararı bu değildi. Vatan ve istiklali idi. Ve en iyi kanunu arayıp buldu: "Milletin nesi var, nesi yoksa yüzde kırkını vatan müdaafası için verecektir."
Sakarya, Dumlupınar, İzmir ve Lozan... Hepsini böyle ödedik.
Mustafa Kemal, Büyük Harp'e girmek aleyhinde idi: İlim adamı olduğu için!
Mustafa Kemal, Kurtuluş Harbi'ni bırakmak fikrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için!
İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz.
Hiçbiri yalnız başına, ne sizi ne de milletini kurtarabilir.”