Jo Nesbø polisiye gerilimde gerçekten ustalaşmış bir yazar. Bu kitabında da bunu kanıtlamış. Geçen sene okumuştum ama o kadar hayran kaldım ki son iki gün içinde storytel üzerinden tekrar dinledim.
Kitap adeta melekler ve şeytanların bitmek bilmeyen savaşı gibi. Bir tarafta karanlık ve kirli insanlar varken diğer tarafta da kendi hayatına devam eden insanlar var. Maalesef bir şekilde yolları bu karanlık insanlarla kesişiyor. Karakterler, mekanlar ve olaylar o kadar detaylı anlatılıyor ki resmen kendinizi Oslo’nun serin atmosferinde buluyorsunuz. Bu yüzden zaman zaman temponun düşmesi rahatsız etmiyor. Yazar Avrupa’ya bile burun kıvıran Norveç gibi bir ülkenin de her bakımdan ne kadar yozlaştığını gösteriyor.
Babası öldürülen müptezel bir çocuk hapisaneden kaçıp elindeki kabarık intikam listesinde bulunan isimleri teker teker karalıyor. Babası ve ölümü hakkında bildiği her şeyin yalan olduğu yüzüne bir tokat gibi çarptıktan sonra bu intikam yolculuğuna çıkıyor. İp uçları çok güzel nüanslar ile okuyucuya veriliyor. Acaba mı dediğiniz şeyler sonuna kadar kafanızı kurcalamaya devam ediyor. Ben tahmin etmiştim dediğiniz anda da Nesbø sizi ters köşe yapıyor. Bir katilin zeki ve kurnaz olması beklenebilir belki ama kibar ve naif olması, kurbanlarıyla empati yapması sizi tuhaf biçimde etkiliyor. Polisiye / gerilim sevenler bence okurken sıkılmayacaklar.
Asıl adı Nathaniel Hathorne olan yazarın bu kitabını çocukluğunda yaşadığı kasabada geçen bir olaydan esinlenerek yazdığı söylenir. Doğru mudur bilinmez ama nedeninin de 1690'larda Massachusett’de kurulan ve özellikle kadınları cadı ilan edip idam eden Salem cadı mahkemelerinin hakimlerinden birinin akrabası olması sebebiyle soyadını değiştirdiği söylenir. Burada bahsi geçen hakim john Hathorne’dur ve yaptığı eylemlerden hiç pişman olmamıştır. Yazarın da bu uğursuz akrabayla bağlantısını kesmek için soyadını Hawthorne olarak değiştirdiği söylenir.
Kitap genel olarak puritan ahlakını ve dogmalarını eleştirir. Salem’e gelen ilk koloniciler önce mezarlık ve hapishane inşa ederler. Bu detay çok dikkatimi çekmişti. Çünkü günah işlerseniz ya hapse girer cezalandırılırsınız ya da ölüp mezara girersiniz.
Hikaye elinde 3 aylık bebeğini ve göğsünde kocaman kırmızı bir A harfi taşıyan Hester adında bir kadının kasabanın meydanına götürülmesiyle başlar. Zina yaptığı için hapis yatmıştır ve oradan çıktıktan sonra da kasaba meydanında suçundan dolayı damgalı hayvan gibi saatlerce sergilenir. Göğüsündeki A harfi de “adultery”nin baş harfidir. Hester akıllı ve yetenekli bir kadındır. Hem kendisi hem de kızı her türlü linçe uğramasına rağmen yoluna devam eder. Sonra bu A harfi Hester’ın yetenekleri ve karakteri sayesinde evrim geçirir. Fazla spoiler vermeyeyim. Kitapta yazarın çok bariz puritan nefretini hissediyorsunuz. Sanırım filmi de varmış ama ben izlemedim. Zaten kitapla alakası yokmuş ve beğenilmemiş.