Matbaada basılmış yazı, tahmin edilebilirdir ve kişisel değildir. Açıklayıcı bilgiyi, okuyucunun gözüne mekanik yoldan aktarır. El yazısı ise tam tersine, göze direnir, anlamlarını yavaşça açığa çıkarır ve tensel temas kadar samimidir.
Bir üstadın gümüş halkayı şifa sanatını öğrendiği zaman taktığını bütün dünya bilirdi ama iyileştirmeyi bilen bir adamın öldürmeyi de bildiğini herkes unuturdu.
Anlayamadığımız pek çok şeyin olduğu da bir gerçek. Yüzlerce, binlerce yıl geçiyor ve bir insan birkaç yaz ve kıştan başka ne görüyor?
Dağlara bakıp sonsuz olduklarını söylüyoruz, öyle görünüyorlar..
Ama zamanın akışı içinde dağlar yükseliyor ve düşüyor, nehirlerin yatakları yön değiştiriyor, gökyüzündeki yıldızlar kayıyor, kocaman şehirler sulara gömülüp yok oluyor. Tanrılar bile ölüyor. Her şey değişiyor.