Soyuma ve emeğime değer veriyorum…
Aristokrat olan biziz, bu dünyanın güçlerinden faydalanarak ya da iki kuruşa kendilerini satanlardan gelen parayla varlıklarını devam ettirilenler değil.
sınıfların kaynaşması olsa da ben yine soylu sınıfa ait olmaktan memnunum. Soylu sınıfın fakirleşmesi lüks yaşamlarından dolayı değil…
Hanımefendi/Beyfendi gibi yaşamak soylu sınıfın işi, bunu zaten soylular becerir.
…
Ama benim zoruma giden asıl şey, soyluların saflığından yararlanması
nietzsche’nin dediği gibi
“delilik deneyimlenmedikçe yaşam dayanılmazdır”
nietzsche’nin bu sözü deliliğin anlamı anladığımızda anlaşılabilir. Bu devirde çılgınlık duygulara göre yasamaktır. Sarter’a göre, “gerçekten geçerliği olan şey duygulardır”
mantıklı olsak da daha iyi hissetmek isteriz ama başarısız oluruz ya da düşüncelerimizi besliyoruz demeliyim.
Tarihin büyük adamları için duyguların yüksek yeri o kadar açık ki.
Marquez hayatının sonunda şöyle yazmış: “55 yaşında anladım ki küçük kararlar akılla büyük kararlar yürekle alınması gerektiğini”
Bizi harcama tuzağından kurtarmak istiyorlar.
Apollon ve Dionysos
Her ikisi de güneşin yönleridir; birincisi göksel “parlak güneş” diğeri yeraltının “kara güneşi” dir.
Birinci güneşe ulaşmak, ikincisini deneyimlemeye bağlıdır. Parlamanın ilk şartı kararmaktır. Simyacının yeniden doğması için önce derine inmesi gerekir. Ne kadar yükseğe çıkabildiğin ne kadar dibe inebildiğinle ilgilidir.
Bu yüzden ruhsal ateş, cahilin sığ ateşini takip ederek değil bilgenin derin karanlığını anlayarak bulunur.
O zaman gece yarısı parlayan güneşe bak
Orada beni bulacaksın.