… Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada. Kişinin kendi acısı bile, başkasıyla başkası için hissettiği, imgelemle yoğunlaşan ve yüzlerce yankıyla uzadıkça uzayan bir acı kadar ağır çekmez.
…Ne istediğini bilememenin aslında son derece doğal olduğunu anlayınca kızdı kendine.Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz. Yaşam bir resmin resme dönüşmeyecek ana çizgileridir. Yaşanacak bir tek hayatımız varsa eğer, onu hiç yaşamamış da olabiliriz, fark etmez.
Yüklerin en ağırı aynı zamanda yaşamın sağladığı en şiddetli doyumun da imgesidir. Yük ne kadar ağır olursa,yaşamlarımız o denli yaklaşır yeryüzüne,daha gerçek daha içten olur. Bir yükten mutlak bir biçimde yoksun olmak insanı havadan daha hafif kılar; göklere doğru kanat açar insan, bu dünyadan ve dünyasal varlığından ayrılır, yalnızca yarı yarıya gerçek olur, devinimleri önemsizleştiği ölçüde özgürleşir.
… İnsan aklının kendi yıkımıyla karşılaştığında nasıl tepki verdiğini öğrenmek istedim. Çünkü psikiyatri, bana göre, akıl hastalığının varlığıyla birlikte sözde sağlıklı aklı ele geçiren biyolojik tepkinin açık ifadesiydi. Carl Gustav Jung