İnsanların belirli zaman ve belirli mekânlarda sair zaman ve mekânlara kıyasla duygularını çok daha yoğun yaşadıkları anlar vardır; bir düğün evindeki mutluluğun oradaki herkese bir sinerji olarak yansıması veya bir cenaze evindeki hüznün oradaki herkesi kuşatması ya da bir camide soluduğumuz manevî atmosferin bir cafede esamisinin okunmaması gibi.
Bu manada kandil geceleri de diğer gecelere nispetle duygusal yoğunlukları daha çok havi bir gece, bana ve birçok Müslüman'a göre. Bir Müslüman'ın elbette her geceyi Kadir her geleni Hızır bilmek gibi bir duyarlılık içinde olması istenir/beklenir belki; ama nisyan ile malûl olması hasebiyle kaç kişi bunu becerebilir!
İnsan, beşerdir şaşar, hata da eder, günah da işler, dili de sürçer, ayağı da kayar; ama bu cürümlerinden kaynaklı yükleri ömür billah çekmeye mecbur ve mahkûm değildir. Kul hatalarından kurtulmak, günahlarından arınmak, suçlarından azade olmak isterse ve böylesi geceleri de fırsat bilip kendine vesile edinmek isterse suç bunun neresinde?
Kim demiş, kim iddia etmiş; sadece bir gece ibadet etmekle sütten çıkmış ak kaşığa dönüldüğünü, bütün günahlardan af ve mağfiret olunduğunu, cennetin garanti altına alındığını... Yok öyle bir şey! Bir kere tövbe etmek tövbe ettiğin şeyden tamamen uzak durmayı ve o her neyse onun tam zıddı bir tavır ve davranış içinde olmayı gerektirir. Rabbimiz tarafından bize emredilen ve Nasuh olarak isimlendirilen tövbeyi hakkıyla becermek de her kişinin harcı değil belki. Ama en azından insanlar yoğun manevî duygular yaşadıkları bu gecelerde bizden istenen tövbeyi gerçekleştirmenin yollarını arıyorlar. Belki sabah kalktıklarında birçoğu kaldığı yerden devam edecek, ama belki sayıları az da olsa bir kısmı büyük bir dönüşüm geçirecek.
İbadetlerini sadece bu geceye hasreden insanlara