Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahânesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.
Temmuz 2022 itibariyle raflarda yerini alan kitabım Hemhâl’in tanıtım bültenini paylaşmak isterim:
“Pasaport kontrolünde bir sorun çıksa da geri döndürseler...” diye içinden geçirdiğini kendine itiraf etmek istemiyor. Polisin uyarısıyla kontrol kamerasına bakması istenince objektife yansıyan, diğer yolculukların aksine heyecanla karışık tatlı bir gerginlik değil, ne istediğinden emin olamayan bir mutsuzluk hali. Kalın kaşlarının bir yanılsaması olarak sert duran ama aslında ifadesiz bakan memurun apoletlerine, pürüzsüz tıraşına, özenli kesilmiş tırnaklarına göz gezdirdi amaçsızca. Güçlü bir hamleyle vurulan damga sonrasında son umudunu da birkaç saniye önce kaybetmiş gibi memnuniyetsiz bir şekilde yutkundu. “Geçici bir yalnızlık hüznü yahut verilmiş kararın alternatifinin yanıltıcı bir akıl çelmesi...” diye düşündü. Aynı zamanda onu uğurlamak üzere gelebilecekleri son kontrol noktasına kadar gelen ailesine, yüzüne özenle yerleştirdiği tebessümle birlikte son kez el salladı. “Bu yükü son kez taşımış olayım, lütfen...” Hemhâl, kendini bulan ve bunu artık saklamak istemeyenlerin romanı. İlk gençlik yılları sorgulamayla geçmiş, sonunda bulduğu benliğiyle özgürleşmeye doğru emin adımlarla yürüyen Yağız, kendi hayatının peşinden koşarken karşılaştığı engelleri aşmaya çalışıyor. Duygu Sancar, derinlikli karakterleri ve kendine has üslubuyla Türk edebiyatına güçlü bir giriş yapıyor.
Madame Bovary, kendini, içinde yaşadığı çevreden üstün gören, kocasıyla geçirdiği donuk hayattan nefret edip daha hareketli, daha heyecanlı, daha şatafatlı bir yaşam isteğiyle kendini bir takım aristokratların lüks yaşamla ilgili telkinlerine kaptıran ve taşra çapkınlarının emellerine âlet olan bir kadının hikâyesidir.
Gustave Flaubert, eserini her bir cümlesine ayrı ayrı ihtimam göstererek beş yıl gibi uzun bir sürede tamamlıyor. İlk kez 1857 yılında yayımlanan eser, ahlaka ve dine aykırılık taşıdığı gerekçesiyle kamuoyunda ciddi bir infiale sebebiyet veriyor ve nihayetinde mahkemelik oluyor. Fakat Flaubert ve avukatının yaptığı eşsiz savunma sonrasında kitap hem özgürlüğüne kavuşuyor hem de bu süreç kitabın tanınırlığını ve değerini artırıyor. Öyle ki Mademe Bovary, ünü yazarından önde giden bir kitap olma unvanını hak ediyor.
Mahkemedeki savunması esnasında “Madame Bovary kimdir?” sorusuna “Madame Bovary benim!” diyerek cevap veren Flaubert, aslında, özelde dönemin Fransa’sına genelde ise çağına bir ayna tuttuğunu ve Madame Bovary’i yazmakla yaptığı işin sadece bu aynaya yansıyanları dile getirmeye çalışmaktan ibaret olduğunu ifade etmek istiyor. Diğer natüralist yazarlar gibi Flaubert de gerçeğin çirkin ve olumsuz yönlerini ele alıyor; bir taraftan toplumdaki tefessühü, mefsedeti, sefaleti ortaya koyarken bir taraftan da toplum tarafından dışlanan yoksulları, köylüleri anlatıyor. Dâhil olduğu düşünce sistemine göre bir insanın duyguları, tutkuları, düşünceleri, eylemleri soyunun ve içinde yetiştiği doğal ve toplumsal çevrenin etkisiyle oluştuğu için Emma’nın yani Madame Bovary’nin karakterinin oluşmasında ailesi kadar içinde yaşadığı toplumun da tesirinin olduğuna işaret etmek istiyor.
Kitap boyunca Madame Bovary’nin ruh hâli o kadar güzel tasvir edilmiştir ki,
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,8bin okunma