O telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgârlara taratmayı
saçlarımızı,
Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz..
Gözümüzle saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
İnsan yaşadıklarını korktuğu için unutur ya da utandığı için. Hatırlayınca acı veriyor diye unutmaz, acı kendini unutturmaz çünkü. Terapilerde açığa çıkan travmalar aslında unutulmamıştır, hep aynı yerde , zihnin ortasında, hatta gözlerinin önünde bir yerde duruyordur, sadece dile gelmemiştir.
Yıllar sonra hesaplarımı görüp defterleri kapatırken hayatıma baktığımda, sürekli bir uçtan bir uca savrulduğum bu manyakça aşkın, beni tıpkı belleğim gibi diğer kadınlardan farklılaştırdığını görüyordum.
[Franz Kafka] Milena'ya bir mektubunda, yaşamının bütün talihsizliğinin mektup yazmaktan kaynaklandığını yazar. Mektuplar, ruhların korkunç bir yıkımını meydana getirmektedir. Mektup yazmak hayaletlerin değiş tokuşudur. Uzaktaki bir insan düşünülebilir, yakındaki biriyse dokunulabilir, geri kalan her şey ise insan gücünü aşmaktadır. yazıya geçirilmiş öpücükler varış adresine varmamaktadır. Onlar yoldayken hayaletler tarafından yakalanmakta ve kana kana içilmektedir. İnsanlık bunu hisseder ve buna karşı mücadele eder. Onlar, insanlar arasındaki hayaletsi olanı mümkünse devre dışı bırakmak ve ruhlarını huzura kavuşturmak için tramvayı, arabayı ve uçağı icat etmiştir. Fakat bunların bir faydası yoktur, bunlar sadece düşüş sırasında yapılmış icatlardır. Karşı taraf çok kuvvetlidir. Onlar postadan sonra telgrafı, telefonu ve telsiz telgrafı icat etmişlerdir. Hayaletler aç kalmayacak ama insanlık mahvolacaktır. Kafka'nın vardığı sonuç budur.
“Kitaplar hayata tutunmanın başka bir yolu, içinde kaybolursun ama sonunda kendini bulursun. Hem acıyı hem sevinci tanırsın onlarla. Kitap, insanın kendi içinden geçen uzun bir yoldur.”