O telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgârlara taratmayı
saçlarımızı,
Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz..
Gözümüzle saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Bu türden dergilere bakarken, beğendiği kadını kendi seviyesine indirmez, aksine, kendisi yüksek bir seviyeye çıkardı. O görkemli eşyalarla döşenmiş mekanların ve o güzel kadınların sahibi olarak hayal ederdi kendini. 
Dün gece Hakan’ın evinde, dolabı açar açmaz kucağına dökülen dergilerden birinin kapağında Şebnem’i görünce dönüp kalmıştı. Gözlerine inanamıyordu. Bir yandan kapaktaki kadının Şebnem’e çok benzediğini düşünüyor, aynı anda Şebnem’in ta kendisi olduğunu görüyordu. Şebnem’di, hiç kuşkusu yoktu. Adını bile değiştirmemişti. Bir kısmı çoktan unutulmuş bir yığın anı zihnine hücum etti, o güzel yüzün kıpırdadığını, hatta konuştuğunu sandı.
Benim kitaplarımla tek başıma memnun olduğum, senin dünyada tek başına endişelendiğin bir hayatı ilelebet sürdürmeye mahkum muyuz?  Biraz duralım, küçük bir sevinç yaratalım, orada birlikte olalım, sonra istiyorsan dünya ve insanlık için üzülebilirsin.