Sümeyye Karasu

Puan vermedi·92 syf.··
2020 70. kitabı
Merhaba, Çok güzel bir o kadar "sinir bozucu" bir kitabı daha bitirdim. Sinir bozucu dediğime bakmayın elimden bırakmadan okudum. Kısaca bir konuya değinmek istiyorum. Ama bu konu hakkındaki bir yorumum değil. Yalnızca bahsetmek istiyorum. Şöyle ki aşkın tutkunun bizi ne zaman bulacağını bilemiyoruz. Bazen bugün bazen yarın buluyor. - ki ben bunun çokta önemli olduğunu düşünmüyorum çünkü biyolojik olayları genelde aşk veya tutku diye tanımlıyoruz oysa ben bu konun daha çok paylaşmakla alakalı oduğunu düşünüyorum yani bir insana ne kadar "aşık" olsanızda eğer onunla sohbet edecek, paylaşacak bir şeyiniz yoksa bu "aşkın" pekte anlamlı olduğunu hatta böyle bir şey olmadığını düşünüyorum. - Bu kitapta da bir aşk hikayesiyle karşı karşıya kalıyoruz ama bu biraz farklı bir aşk yani alışılmışın dışında, kitabı okurken genç kızla alakalı bir tutku beklerken yaşlı bir kadın olan annesinin tutkusu bizi peşinden sürüklüyor. Yani bizde "yaşı başı geçmiş " diye adlandırdığımız bir kadın gencecik bir adama gayet olgun bir kadının aşık olacağı şekilde aşık oluyor - bu benim yorumum bir başkası kadının aşkını genç bir kızın ilk aşkı olarak da tanımlayabilir-. Bunun dışında kitapta kendini yine aşktan geri çekmiş bir genç kızla karşılaşıyoruz ki bu kızı düşündükçe hala bir nebze içim sızlıyor. Ayrıca çalışkan bir erkek evlat var ki zaten bütün maceranın sebebi onun İngilizce öğrenme merakı. Son olarak şunu da söyleyeyim kitabın adı "Aldanan Kadın" bu başlığın bize bir ipucu verdiğini düşünüyoruz ama - daha bugün edebiyat öğretmenimiz sanatsal metinlerde kelimelerin her zaman için ilk anlamıyla(aklınıza ilk ne geliyor?) kullanılmadıklarını söyledi - öyle değil. Ben de adına "aldanarak" romanın sonunu bilerek okuyorum dedim, dedim ama sonu beni bir hayli şaşırttı klasik bir klasik
Edebiyat
Aldanan KadınThomas Mann · Can Yayınları · 20121,909 okunma
Reklam
Puan vermedi·376 syf.··
2020 36. kitabı
Bazı kitaplar vardır tamamen yazıldığı dönemin ve şehrin (ülkenin) ruhunu yansıtır. Kitabı okurken o dönemi bizzat yaşar gibi olursunuz. İşte "Sahnenin Dışındakiler" romanı da böyle bir roman. Tanpınar ın düşüncesine göre sahne kurtuluş savaşıyken sahnenin dışı ise İstanbul'dur. Ve kitabın anlattığına göre İstanbul da kimileri işgalci kuvvetlere silah sattığı, yardım ettiği gerekçesiyle hain diye anılırken kimileri ise işgalci kuvvetlere karşı koyduğu cesurca tavır sayesinde kahraman diye anılıyorlar. Ama ilginç olan şu ki bütün bunlar olurken insanlar aşık olmaya, ev gezmelerine gitmeye hatta bazı zamanlar İstanbulluların(o dönemki) vazgeçilmez aktivitesi olan tekneyle boğaz turlarına bile devam ediyorlar. Bunuların yanı sıra aslında kitap bir çift gencin birbilerine olan aşkıyla o dönemin ruh halini en güzel şekliyle harmanlayarak bize sunmuş. Ayrıca bugünlerde yine Tanpınarın Huzur kitabını okuyorum bu kitapta karakterlerin ruh hallerini o kadar çok anlatmış ki bazen insanı çok sıkıyor güzel olan şu ki bu kitapta insanı sıkacak betimlemeler yok.
Edebiyat
Sahnenin DışındakilerAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20243,543 okunma
Puan vermedi·415 syf.··
2020 45. kitabı
-Çoğumuz huzurlu olmak isteriz hayatımız huzurlu geçsin saadet içinde yaşayalım diye düşünürüz. - İkinci dünya savaşı patlak vermek üzere, herkes savaşa girip girmeyeceğimizi tartışıyor. Kimisi savaşa kesin gözüyle bakarken kimisi yalnızca savaşa girmeyelim yeter diyor. İşte kitabın dönem atmosferi bu Cumhuriyet sonrası Türkiye yi adeta Tanpınar ın gözlüklerinden seyrediyorsunuz. Bir de bu kitapta ilgimi çeken bir nokta daha var. Hani biz Türkiyeyiz Türkiye olmalıyız diye ağzımızdan düşmeyen bir laf varya hah işte ne ki o Türkiye ne, kim, nerede? Ne yapıyor bu Türkiye? Bir yandan ırk ayrımlarıyla uğraşırken bir yandan kadınlarla uğraşıyor "şimdilerde". O dönemde ise insanlar savaşla uğraşıyor, onu tartışıyor, izliyor, neler olacak diye bekliyor, endişeli bakıyorlar belki. Belki kimileri ise rahat. Ama yine de günümüzde hala konuşup tartıştığımız konuları onlar da konuşuyor. Ve tabi kitap aşkından belki biraz da vicdan azabından kurtulamayan bir genci anlatıyor. Yine bir aşk yine Tanpınar. Ama Tanpınar yalnızca aşkı anlatmıyor sokakları, sokaktaki çocukları, yaşlı düşkün teyzeleri, hasta benzi solmuş insanları, nasıl desem bazı eski değerli eşyaların tarihi kokusunu anlatıyor. Bu kitapta o kadar çok betimleme vardı ki... Bence hareket yani olaylarların yazıyla kapladığı yerle insanların, hayvanların ruh hallerinin veya fiziksel olarak görüntülerinin (manzara, ev mimarisi) betimlemelerini karşılaştırırsak betimlemeler öne geçer. Bu da zaten klasik bir Tanpınar kitabı örneğidir. (saatleri ayarlama enstitüsü öyle değildi o sıradışı ve herhangi bir dönemin havasını yansıtmıyordu.) Kitabı çok uzun sürede bitirdim. Kitap sıkıcı değil akıcıydı ayrıca bilmediğim çok kelime yoktu zaten Tanpınar ın birkaç kitabını okuduktan sonra uslubu ve kullandığı kelimler tanıdık ve kolay
Edebiyat
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2020 50. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2020 22:04
"Savaş korkunç! " böyle mi düşünüyorsunuz. Aynen öyle düşünüyorsunuz. Şöyle etrafımızdaki insanlara sorsak" savaş olmasını ister misiniz" diye çoğu insan "olmasın"der. Bunun niyesini sonra araştıralım. Yine aynı şekilde insanlara" ülkemizdeki Suriyelilerin kendi ülkelerine dönmelerini ister misiniz?" diye sorsak cevap evet olur öyle değil mi? Hatta ileri gidip ;gidip ülkelerinde savaşsınlar niye savaşmıyorlarda kaçıyorlar diyenler bile olur, ne diyeyim bir nebze haklı gibi görünürler bile, ama söyleyeyim büyük bir çelişki içindeler. Şu büyük bir gerçek ki Suriye de korkunç bir savaş var ve biz "savaş yanlısı olmayan " insanlar onların savaşın ortasına gitmelerine göz yumacağız hatta gitmelerini destekleyeceğiz bile onların oraya gitmeleriyle savaşın daha da büyüyeceği, daha çok insan öleceği açık ve net bir gerçek. Biliyorum işte ekonomimizi kötü etkiliyorlar, sosyal alanda bizden daha kötü insanlar falan filan diye bir sürü bahaneleri vardır bu insanların. Öncelikele sanki onlar gelmeden önce harika bir ekonomimiz varmış gibi konuşmasınlar ayrıca sosyal manada kötü insan olma konusunda bizim de onlardan kalır yanımız yok. Yanlış anlaşılmasın Suriyeliler konusunda birçok çözüm yolu var. Demek istediğim savaşlar korkunç, insanlar ölüyor buna göz yummak inanın insan oluşumuza sığmıyor. Kitabın bu konuyla alakası ise kitabın ilk hikayesinin belli bir savaş ortamında geçiyor olması. Savaşın insanı nasıl bir ruh haline soktuğunu görüyoruz kitapta. Stefan Zweig in genellikle depresif bir ruh halini kitaplarında yansıttığını çoğumuz biliyoruzdur. Biraz kitaptan bahsedeyim. Kitap birbirinden akıcı ve çarpıcı üç hikayeden oluşuyor. Kitap hakkında diyeceklerim bu kadar. Son olarak şunu sormak istiyorum dünyanın dört bir yanında savaşlar oluyor büyük ve medeni toplumlar olarak
Edebiyat
Lyon'da DüğünStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202139bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2020 54. kitabı
"Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm." Bütün kitabı özetleyen bu cümleyi okuyunca kendi nankörlüğümle yüzleştim. Sağlıklı bir bedenin insanı nasıl şanslı hale getirdiğini anlamıyoruz. Bu kitapta da öyle şeylerden bahsetmiş ki en azından benim için anlamamak artık mümkün değil. Kitaptaki hasta genç karakterini onunla özdeşleşerek adeta birlikte yaşıyorsunuz. Onun gittiği doktorlara birlikte gidip annesine konuşurken onun ağızından konuşuyorsunuz. İçim ezildi kitabı okurken. Zaten Peyami Safa nın öyle müthiş cümleleri var ki o cümlelerde kaybolmamak mümkün değil. Tanpınar bu kitap için "acının ve ıstırabın yegane kitabı" demiş o kadar doğru ki. Hep ruhsal bir ıstırap okudum kitaplarda şimdiye kadar ama bu kitapta hem fiziksel hem ruhsal ıstırabı adeta yaşayarak okudum. Tüm bunların yanı sıra bahsetmek istediğim bir mevzu daha var ki beni hem şaşırtıyor hem de üzüyor. Türk Edebiyatı klasiklerini okumayı çok seviyorum çünkü bir yandan dönemin tarihi dokusunu öğrenirken bir yandan da kitap okuma zevkimin doruğuna varıyorum. Ancak şöyle bir durum söz konusu ki ne zaman Türk Edebiyatından bir" roman " okusam o kitapta mutlaka aşk teması da yer alıyor. Belki yeteri kadar okumadığımdandır ama dediğim gibi her zaman bununla karşılaşmak Türk Edebiyatına karşı hevesimi yitirmeme sebep oluyor. Yine de Türk Edebiyatı benim için vazgeçilmez bir" hazine".
Edebiyat
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121,1bin okunma
Reklam