-Çoğumuz huzurlu olmak isteriz hayatımız huzurlu geçsin saadet içinde yaşayalım diye düşünürüz. - İkinci dünya savaşı patlak vermek üzere, herkes savaşa girip girmeyeceğimizi tartışıyor. Kimisi savaşa kesin gözüyle bakarken kimisi yalnızca savaşa girmeyelim yeter diyor. İşte kitabın dönem atmosferi bu Cumhuriyet sonrası Türkiye yi adeta Tanpınar ın gözlüklerinden seyrediyorsunuz. Bir de bu kitapta ilgimi çeken bir nokta daha var. Hani biz Türkiyeyiz Türkiye olmalıyız diye ağzımızdan düşmeyen bir laf varya hah işte ne ki o Türkiye ne, kim, nerede? Ne yapıyor bu Türkiye? Bir yandan ırk ayrımlarıyla uğraşırken bir yandan kadınlarla uğraşıyor "şimdilerde". O dönemde ise insanlar savaşla uğraşıyor, onu tartışıyor, izliyor, neler olacak diye bekliyor, endişeli bakıyorlar belki. Belki kimileri ise rahat. Ama yine de günümüzde hala konuşup tartıştığımız konuları onlar da konuşuyor. Ve tabi kitap aşkından belki biraz da vicdan azabından kurtulamayan bir genci anlatıyor. Yine bir aşk yine Tanpınar. Ama Tanpınar yalnızca aşkı anlatmıyor sokakları, sokaktaki çocukları, yaşlı düşkün teyzeleri, hasta benzi solmuş insanları, nasıl desem bazı eski değerli eşyaların tarihi kokusunu anlatıyor. Bu kitapta o kadar çok betimleme vardı ki... Bence hareket yani olaylarların yazıyla kapladığı yerle insanların, hayvanların ruh hallerinin veya fiziksel olarak görüntülerinin (manzara, ev mimarisi) betimlemelerini karşılaştırırsak betimlemeler öne geçer. Bu da zaten klasik bir Tanpınar kitabı örneğidir. (saatleri ayarlama enstitüsü öyle değildi o sıradışı ve herhangi bir dönemin havasını yansıtmıyordu.) Kitabı çok uzun sürede bitirdim. Kitap sıkıcı değil akıcıydı ayrıca bilmediğim çok kelime yoktu zaten Tanpınar ın birkaç kitabını okuduktan sonra uslubu ve kullandığı kelimler tanıdık ve kolay