Soylular, kalplerini bir mücevher gibi taşıyan ve kalpleriyle düşünen insanlardır. Bu ülkenin en soylu insanları, diğerlerinin acısını en çok içinde hissedenlerdir.
İnsanları tek bir bağlılık üzerinden tanımlayan ideolojiler, onların sadece ve sadece bir gruba mensup olabileceklerini öne sürüyor. Oysa farklı aidiyetler arasında ‘ya bu, ya öteki’ şeklinde bir seçim yapmamız gerekmiyor. Sadece farklı bağlamlarda farklı kimliklerimizi öne çıkarıyoruz.
İnsanları tek kimlik üzerinden tanımladığınızda cadı avına çıkmak kolaylaşıyor. Mesela ‘başörtülüler’ dediğinizde başını örten insanların hepsinin birbirine benzediğini, benzer davranış kalıplarına sahip olduğunu ima etmiş oluyorsunuz. Oysa din ve ideoloji, insana bir kıvam verdiği kadar, insanın ruhunda da bir kıvam buluyor. Görünüşleri birbirine benzese de insanların iç dünyaları farklı ve biricik. Her birimizin kendimizi ait hissettiğimiz pek çok mensubiyet var. Çoğul kimliklerimiz, bir çiçek tarhının üzerinde süzülen rengârenk kelebekler gibi dünyayı renklendiriyor, şenlendiriyor ve tüm zorbalıklara karşın, birbirimizle konuşmamızı mümkün kılıyor.
Bu topraklarda birbirimize hoşça bakarak yaşayabilmek için ‘kalpten kalbe giden yol’u diriltmemiz, ‘kibir ve önyargı’dan sıyrılarak yârenlik ve sohbeti ihya etmemiz gerekiyor.