Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir daha duvarlara yazı yazmayacağıma söz veriyorum. Kadın meselesini de bırakıyorum bir yana zaten. Babamız gibi eşsiz bir savaşçı ve din adamı olmak istiyorum.
Dans Ritim ile Başlar, Müzik Bir Bahane
Üzülme, bir gece olacak ve karanlik bir güneşle son bul(may)acak. Zaman dipsiz bir su kuyusunun içinde gibi arsızca ilerlemeye devam edecek. Ne çılgınlıklar, ne sessizlik, ne sakin veya tuzlu/tuzsuz bir hayat bu zamanı evrilmeye güç yetiremeyecek.
İnsanoğlu ışıkhızıyla bile bir yere varacak olsa , bu zamanın akışında hicbir şey değiştirmeyecek. Sen bir yere gitme hızını değistirebileceksin ama, zaman seni hiç umursamadan kendi şarkısını aynı ritimle sürdürecek.
Düşünsene! Duygusal bir boşluğa ve veya bir şeyleri beklerken ya da çok mutlu olduğun bir an ve veya keyifli bir süre zarfında zamanın akış hızı nasılda el değiştiriyor. Böyle bir şey olabilir mi..?
Oluyor evet. Yanılgıyla. İnsan ruhunun kaydığı günlük ritmin de zamana nasıl da bilinçsizce "zaman geçmiyor" ya da keyifli bir gün de "ne çabuk zaman geçmiş...." diyebilme özgürlüğünü kendimizce kendimizi kandırabiliyoruz.
Sevgilere de benzer kulplar takıyoruz. Hemde öyle böyle bir şey değil. Sevmek?... sevilmek?... nedir bu kavram. İnsan duygusunun en enteresan kördüğümü. Gerçekten seviyor, seviliyor muyuz?
Sevmek insan olgusunun en hassas duygu yoğunluğundan birisi. Korku kadar olmasa da. Sevgi bağlamında birine olan bağın en yoğun ve ruhunun karmakarışık olduğu an; zaman gibi, ve bastırmaya çabaladığın veya serbest bir akışta bırktığın duygunun zaman ile karşılaşma anı "zaman geçmiyor"... "ne çabuk geçti".
Zaman ilerliyor sevgi ilerliyor veya sevilmek ve sonra zamanın tersine bir şey işliyor. Zaman gerçek mi? Tamam diyelim ki zaman bir yalandan ibaret. Peki ya sevgi? Gerçek mi? "Bir histen, duygudan, beklentiden, ya da bencllikten mi ibaret"?
Zaman kendi halinde ilerleyen bir varlık. Sevgi de bir varlık. Zaman gerçekte var olan bir şey, görünmese de
Salman gerek ününü acuna, Salman
Kargun saplanmalı bilmez bağrına.
Yirmi yüzyıl geçse gene aradan,
Çalman gerek kara bu kez bağrına.
Burada, bilmez, cahil anlamına kullanılmış. Ancak yüze kadar saymanın bilindiği bir çağda, bu sayının yirmi katını kullanarak günümüzün tarihine kadar düşünmesi, Salman’ın ileri görüşlülüğünü ne güzel belirtiyor. Bağrına kara çalmak, o günün bilim adamlarının tanınmasına yardım eden bir işaret olsa gerek. Ya da ak, bilmezliği, kara, bilgeliği belirttiğine göre, bağrında kara olması, bir insanın içten, yürekten gelen bir bilim sevgisini gösterebilir.