Sude

Puan vermedi·430 syf.··
2024 6. kitabı
NİETZSCHE AĞLADIĞINDA- IRVIN D. YALOM Kitabımızın yazarı Irvın D. Yalom;Yahudi asıllı Amerikalı psikanalist, psikiyatrist, psikoterapist ve yazar.Yalom, varoluşçu psikoterapinin en önemli temsilcilerinden biridir. Ayrıca Uluslararası Sigmund Freud – Psikoterapi 2009 ödülünün de sahibidir. Psikanalizdeki yeni yöntemleriyle insanın psikolojik rahatsızlıklarını daha iyi anlamayı sağlarken, uyguladığı yöntemler kitabımıza konu olmuş.( İletişim olarak karşılıklı konuşma metodunun psikolojik tedavi için o dönemde yeni bir teknik olarak nasıl ortaya çıktığı anlatılıyor) Eserimiz psikanalizin doğuşunu perde arkasında olan temel yapı taşlarını anlatan bir ‘senaryo örgüsü’ olarak sunulmuş.Doktor-hasta ilişkisinin tıp etiği açısından değerlendirilmesi de bize güzel bilgiler sağlıyor. Doktor-hasta iletişimi ve ilişkisi üzerinden hareketle karşılıklı diyaloglar ve konuşma sonrası tutulan notlar şeklinde ilerleyip,benide peşinden sürükleyip gitti.Alternatif tarih eseri(tarihte hiç gerçekleşmemiş bir olayın gerçekleştiğini varsayarak ya da bir olayın sonucunu farklı kabul ederek oluşturulan bilimkurgu edebiyatı türüdür.) olan romanda yöntem gereği kahramanlar; gerçek kişiler, gerçek isimleri ile kullanılmıştır. Yazar karakterlerin(Dr. Josef Breuer, Friedrich Nietzche ve Sigmund Freud) orijinal teorilerine, düşüncelerine tam anlamıyla sadık kalmış beni etkileyen kitabın en önemli özelliğide bu olmuştur. Ama buraya şöyle bi açıklık getirmek istiyorum: Nietzsche ile Breuer hiç karşılaşmamış haliyle psikoterapide görüşmeleri sonucu ortaya çıkmadı.Şimdi bunları gerçeklikle kurgu arasında tek tek açıklarsam spoiler vermiş olacağımdan dolayı kitabı bitirdikten sonra, yazarın notu kısmından nelerin kurgu nelerin ne kadar gerçekleştiğini görmüş olacaksınız.Kitap ayrıca yazıldığı dönemin
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·158 syf.··
2024 5. kitabı
"Değişen bir şey yokmuş" sözünü kullanmayan yoktur. Özellikle roman, tiyatro, hikaye türlerinin ilk yazıldığı 1860 lı yıllardan günümüze kadar yazılan eserleri okuyan herkes muhakkak kullanmıştır. Adalet, idari sistem, ekonomik kaygılar, kadının toplumdaki yeri vesaire vesair... Yani batının önce kendilerine sonra da bize sağlamış olduğu teknoloji ve biliminin (laboratuvarda gözlemlenen gelişmeler) konusu dışında kalan olaylar ve olgular bizim için aynı. Değişen bir şey yok. "Biz" buyuz kabul edelim. Değişim olmalı mıydı? Tabiki olmalıydı. Ama olmadı. Toplumumuz bu ve dünya yok olana kadarda böyle olacak. Bir İngiliz 500 sene önce yazılan Shakespeare i okuyunca sizce diyor mudur: "aa ne çok şey değişmiş günümüzde" hayır demiyor. O günde o toplumun adalet, ekonomi, idare sistemi vs gibi madde teknolojisinden uzak olgularda bir yol belirlenmişti ve o yol bugünde aynen devam ediyor. Bir Alman için de aynı, bir Rus için de durum aynı bir Hindistanlı için de durum aynı. (Yönetim isimlerinin değişmesi bir toplumu değiştirmez.) "Gemileri yakıp gidelim o zaman, madem bu toplumda sorunlar düzelmeyecek o zaman ne diye uğraşalım." diye bir soru gelebilir akla. Tabiki mücadele etmekten, kendimizi geliştirmekten ,insanlarımızı, çevremizi olabildiğince kendi çapımıza göre, elimizin uzandığı yere kadar üstümüze düşeni yapacağız. Tarihimizi okuduğumuzda gözden kaçmaması gereken ana unsur şu: bir tarafta zalim, hukuksuz, ahlaksız bir güruhun karşısında daima mücadele eden namuslu, ahlaklı ve erdemli kişilerin olduğunu unutmamak. Bize düşen bu tarih sahnesi kapanınca hangi tarafta olduğumuz. Haklı ve erdemli tarafta mücadele ederek bizden sonra geleceklere bu topraklarda erdemli ve şerefli yaşamak için bedel ödenmesi gerektiğini ve isteyince de yaşanılabilindiğini gösterebiliriz.
TenekeYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 201712,4bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2024 4. kitabı
“Oysa kendini bilmek en kıymetli erdemdir. Kendi özünü bilmek, kendi kırılganlık ve fâniliğinle yüzleşebilmek.” Bir kitabı okumak aynı zamanda insanın kendisini okuması gibidir. Tıpkı bir aynanın ya da suyun yansımasında kendimizi görüp baktığımız gibi. Nitekim çoğu zaman yazarın cümlelerinden okuruz; yaralarımızı, hüzünlerimizi ya da sevgilerimizi, mutluluklarımızı. Öyle ki her bir alıntı bizden bir parça gibidir. Evet, deriz işte bu tam benim kalbimden geçen fakat bir türlü kelimelere dökemediğim hislerim ya da zihnimdeki sorulara cevap deriz. Sonra kelimelerin ruha verdiği şifa ile cümlelerin arasında masalsı bir yolculuğa çıkarız. Kendimizi yeniden bulmak için, kalbimizde saklı kalmış bahçeleri yeniden keşfetmek için... Sevgili Kemal Sayar’ın ve Rabia Yavuz’un büyük bir emekle hazırladığı “Kendi Özünü Bil” kitabı ise bize hayat yolculuğumuzda önemli bir rehber olurken daha önce bahsedilmemiş konuların ilk kez bu kitabın içinde yer aldığı bilgisini veriyor. Beni ise en çok etkileyen bölümler "Ailemiz ve Geçmişi”, “Mutluluk Arayışı”, “Hiçbir Şey Yapmama Sanatı” oldu. Özellikle beyin ile ilgili yazılanlar hayretimi artırdı. Kitabın sonlarına doğru geldikçe de bu kıymetli yazıların giderek ruhumu ve gönlümü şefkat ile sardığını hissettim ve okumamı biraz yavaşlattım. Zira yaşadığımız zamanın en büyük yoksulluklarından birinin bir büyüğün dizlerinin dibinde oturamamak ve değerli nasihatlerini alamamak derim. Fakat “Kendi Özünü Bil” kitabı bu yönden bana çok farklı hissettirdi. Sanki Kemal Sayar’ın düşüncelerini, sözlerini okumak bir büyüğümden nasihat almak gibi oldu. Ve her bir cümleyi nakış gibi gönlüme işledim... Bazı kitaplar biter mi benim fikrimce ne kadar okunsa da bitmez. İnsan yine kitaplığına, kalbine döner ve o sayfaları tekrar açarak okumaya devam eder.
Kendi Özünü BilM. Kemal Sayar · Sahi Kitap · 2023818 okunma
Puan vermedi·479 syf.··
2024 3. kitabı
ölü canlar ve ölü sayfalar. 1) GOGOL' UN RAHATSIZLIĞI VE BUNUN ÖLÜ CANLAR KİTABIYLA BAĞLANTISI Gogol'un "Manik depresif psikoz" diğer adıyla "Bipolar bozukluk" adındaki bir hastalığı vardı. Bu hastalığın gerek akademik gerek sosyal hayatı ne kadar ciddi bir biçimde etkilediğini hepimiz biliriz. Gogol da bu hastalıktan çok çekti; Manik durumdayken müthiş enerjik oluyordu; sanat gücü, yaratıcı düşünceleri doruğa ulaşıyordu. Ama sarkaç öbür tarafa geçtiğinde her şey kararıyordu. Tabii o dönemde ruhsal hastalıklara tanı koymak çok zor olduğu için Gogol'a tedavi de uygulanmıyordu. Sadece ıslak çarşaflara sarmak, papaz tarafından insafsız bir oruç uygulamak gibi geleneksel ve korkunç yöntemler kullanılıyordu yazarımıza.. Tabii bu yöntemlerin hiçbir faydası olmadığı da ortadaydı. Yazar, ilk krizini 1840 yılında, 31 yaşındayken Roma'da yaşadı. 1846 yılında durumu öylesine ağırlaştı ki, kendini asmak ya da göle atlayıp boğulmak biricik çıkar yol gibi görünmeye başladı gözüne. Zamanla nöbetler hem sıklaştı hem şiddetlendi. İkinci krizinde Gogol "Alışılmış" diye adlandırdığı hastalığına yönelik şöyle açıklıyordu durumunu: "Alışılmış, dönemsel hastalığımın tutsağıyım yine: İki üç hafta boyunca odamda kımıltısız kalıyorum. Kafam odunlaşıyor. Dünyayla bütün bağlarım kopuyor." Son krizini ise 1851 yılı Aralık ayı ile 1852 yılının Ocak ve Şubat aylarında yaşadı. İki gün boyunca ağzına tek lokma bir şey koymadan, kutsal tasvirlerin önünde diz çökmüş ola­rak durdu. Üzerinde uzun süredir çalıştığı büyük romanı Ölü Canlar'ın ikinci cildi kendisini dehşetli rahatsız ediyor­du. İlk cildinde birbiri ardınca olumsuz tipler sergilediği romanının ikinci cildinde olumlu tipler sergilemeyi ve sevgili Rusya'sının geleceğine umutla bakılabileceğini göstermeyi umuyordu. Ama bulamadı romanına
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2024 2. kitabı
KÜRK MANTOLU MADONNA İNCELEMESİ - Dikkat Spoiler içerir! İlk olarak 1943 yılında kitap haline gelen bu eser Sabahattin Ali'nin 1940-1941 yılları arasında Hakikat gazetesinde "Büyük Hikaye" başlığı altında yazdığı 48 bölümlük seriden oluşmaktadır. Ayrıca torpili olmayanlarının devlet dairesinde iş bulamadığı, dönemin Türkiyesine de siyasal atıflarda bulunmuştur. Kitabin konusu bankacıyken işine son verilen yazar eski arkadaşı Hamdinin yardımıyla onun yanında işe girer. Oda arkadaşı Raif efendi nötr mizaclı biridir. En şiddetli olaylara bile sükunetle karşılık verir.Hasta yatağında son günlerini yaşayan Raif efendi yazardan tuttuğu günlüğü yakmasını ister. Yazar ancak okuduktan sonra bunu yapacağını söyler ve Kürk mantolu madonna hikayesi başlar. Raif güzel sanatlara merakı olan biridir. Savas yılları babası meydanın boş kalmasından endişe eder ve onu okutmak ister. Almanya'ya gidip sabun yapımının inceliklerini öğrenecek ve Türkiye ye dönüp fabrikanın başına geçecektir. Berlinde bir sergide gördüğü Maria Puderin portresi olan kürk mantolu madonna resmi istemsiz bir şekilde onu kendine çeker. Raif sadece yüreğinin peşinden gider. Sabahattin Ali'nin en cok okunan eseridir. Ara ara sıkıcı yerler olsada genel itibariyle sürükleyici ve bir lokmada yutulacak kitaplardandır. Zaten telif hakkı da kalktığı için uygun fiyata bulabilir, sevdiklerinize hediye edebilirsiniz. Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,5bin okunma