Anayurt oteli 1973te yayımlanmış olup edebiyatımızın modernist yazarlarından olan Yusuf Atılgan‘ın ikinci romanıdır.
Yusuf Atılgan aslında az yazmış ama iz bırakmış bir yazar. İki romanı var aylak adam ve Anayurt oteli birde ölümüyle yarım kalan canistan, iki de öyküsü. Bu az yazmasının sebebini aslında yazdığı her şeyin çok planlı ve düşünülmüş olmasına bağlayabiliriz. Yazarın Bodur Minareden Öte adlı hikaye kitabı kentten, kasabadan ve köyden olmak üzere üç bölüme ayrılır. Bu bölümler Atılgan’ın romanlarında da göze çarpar. Yazarın ilk romanı Aylak Adam bir kentlinin romanıdır. İkinci romanı Anayurt Oteli’nde ise olaylar bir kasabada geçer. Son romanı olan Canistan bir köy romanıdır. Bu üç kesimin insanları ve hayatı romanlarında ustaca anlatılmıştır.
Her kelimenin ve cümlenin üzerinde düşünüldüğü, bunların özenle seçildiği açıkça görülebilir. Romanının her cümlesini ‘Yeniden yeniden yazdığı’ söylenmiştir. Bu titizliği yüzünden, bir ömür boyu iki roman verebilmiştir. kendisi de ‘Bence roman, şiir gibi yazılır. Romanda deyişin çok büyük önemi var.’ der. Bu da onun üslupçuluğunun bir göstergesidir.
Anayurt oteli
Psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını işler kapalı ve oldukça da karamsardır. Roman tekdüze yaşamı, iletişimsizliği, kopuk ve yozlaşmış toplumu ve bu toplumun, yaşamın tükettiği insan tipini ele alır.
Benim için anayurt oteli zor bir okumaydı çünkü anlatılanlar aslında ütopik değil, gözlerimizi çevirsek de yanıbaşımızda olan durumlar.
Bu tekdüze yaşamlar, tüketilmiş hayatlar, anlamsızlık, umutsuzluk çok hayatın içinden ve belki türkiyede onlarca kasabada onlarca anayurt oteli var, Zebercet var.
Zebercetin hayatına şahit olduğumuz her şeyin olağan, tekdüze ilerlediği otelde “gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın” bir gün konaklar ve gider. Bu aslında
Jack London
Ünlü Amerikalı yazar. 1876 yılında San Fransisco'da doğdu, 1916'da böbrek yetmezliğinden öldü. Çocukluğu yoksulluk içinde geçti. 14 yaşında okulunu bırakarak hayata atıldı. Türlü işlere girip çıktı, Amerika içinde ve dışında uzun, maceralı yolculuklar yaptı, hapis yattı. Giderek militan bir sosyalist oldu.
Eserlerinde yaşam kavgasını romantik bir bakışla anlatır, çoğu eserinde sert bir kapitalizm eleştirisi göze çarpar. Kitapları yabancı dillere en çok çevrilmiş ABD'li yazarlarındandır.
Jack London eserlerinden ademden önce ise
Günümüzde bile hala ciddi tartışmalar yaratan evrim sürecine kurgusal bir bakış atan bu roman her yaştan insanın rahatlıkla okuyabileceği, hayal gücünü ve araştırma hevesini uyandıracak bir kitap.
Modern çağda yaşayan Amerikalı bir çocuğun rüyalarını anlatan bu kitap onun alter egosu olan kocadişin yaşadıklarını, bulunduğu dönemdeki ırkları konu alıyor
ve homo sapiens'in varoluşundan bu yana kendi dışındaki Irklar için devamlı bir tehlike olduğunu ve onları yok edip dünyadaki egemen ırk olana kadar durmadığını çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Kitap hakkında benim genel düşünceme gelecek olursak ;
Evrimle bağdaştırsa, rüyaları görüşüne mantıklı açıklamalar getirmeye çalışsa da sonuçta kocadişin hikayesi tamamen kurguydu, bilimsel olarak onlara benzer halkların yaşadığı kanıtlanmış olsa bile oluşturulan halklar tamamen kurguydu ve fazla fantastikti. Bu tarzdan hoşlanmayan benim için çok keyifli değildi. Ve gerek olayların basit kurgulardan oluşturuluşu gerek karakter isimlerinin biraz çocukça oluşu açıkçası bana ara ara bir çocuk kitabı okuyor hissi yaşattı.
Ama her şeyden önce kitabın 1906 yılında yazıldığını unutmamak gerek o zamanın bilgi birikimine ve şartlarına göre oldukça iyi bir hayalgücünün ürünü hele ki Darwin'in