!Spoiler içerebilir!
Okuması bayağı uzun süren, ha deyince bitmeyen kitap olan Sodom ve Gomore benim için çoğunlukla sıkıcı geçti. Kitabın konusu her ne kadar işgal yıllarında İstanbul'daki ahlaki yozlaşmayı anlatsa da sürekli belirli isimlerin çevresinde yarattıkları olayları okumaktan ruhum bulandı. Sürekli içimden zavallı Necdet hep bunlara katlanıyor diye geçirsem de Necdet karakterine de için için kızdım. Bazı anlar Necdet'in bunalımları had safhaya ulaşıp ya Anadolu'ya ya da savaşa katılmak istiyor. Bunu gerçekleştirmesi için sabırla bekledim ama olmadı. Bu beklentim Milli Mücadele dönemli romanlardaki karakterlerin mutlaka ya savaşa katılması ya da Anadolu için bir şeyler yapmasından kaynaklanıyor olabilir. Ama kitabın bu ahlaki yozlaşmışlık kısır döngüsü beni çok boğdu. Sürekli aynı yozlaşmışlıklar ve etrafında dönen isimlerden çok gına geldi. Leyla'nın çarpık ilişkileri, Marlow'lar Major Will'leri okumaktan bir iki hafta kitabı elime alamadım. Ama nihayetinde kitabın sonunda Necdet'i albayrağın gölgesinde sevinçle yaşarken, sokakta rahat rahat yürürken okudum ya bu işte romanı okuduğuma değdi. Yüzlerce kişinin tek bir seste birleştiğini gördü, iman ettiği Anadolu'sunun suretini İstanbul'da da gördü işte orada Necdet kadar ben de oh çektim diyebilirim. Keza hep pasif agresif halini okura da entegre ediyordu. İçinden yaşadığı duruma haykırmak geliyor, ideallerini suratlarına çarpmak geliyor ama Necdet hep bir köşede sinmiş pısmış bir şekilde agresif ruh bunalımlarıyla beni de bunalımdan bunalıma sokuyordu. Kitabın sonunda nihayetinde milliyetçi bir taassup sahibi olduğunu Llyod George hükümetinin başa geçmesinin Türk askeri zaferine masada gölge düşüreceğini savunan birinin neredeyse boğazına çökeceğini duyduğumda ben de kitabı artık gönül rahatlığıyla