Dikkat! Spoi şeysinden içerir !
Daniel Quinn eserinde, açıkça ifade etmese de anarko-ilkelci bakış tarzına sahip bir dünya görüşünü ifade etmiştir. Hatta bu fantastik hikaye bana göre anarko-ilkelciliği en iyi ifade eden yazımsal bütünlerden bir tanesidir. Kitaba dair motto ise zannımca şudur:
"İnsanoğlu gittiğinde goril için bir umut olacak mı?"
İncelemeye girmeden önce yazarın eserine tema edindiği felsefeyi dilim döndüğünce izah etmeye çalışayım: Ortaçağ Avrupasında kilise dünya ve gezegenlerin konumu ile ziyadesiyle ilgilenmekteydi. Kilise bu açıdan bilime hegemonik bir baskı da uygulamıştır. Kilisenin görüşüne göre dahil olduğumuz güneş sisteminde Dünya gezegeni, sistemin tam ortasında yer alırken, güneş dahil diğer gezegenler vesair gök cisimleri dünyanın çevresinde ve yörüngesinde dönmektedirler. Kilisenin böyle bir bakış açısına sahip olmasının yegane sebebi, dünya'nın, dolayısıyla insanoğlunun kainatın merkezinde yer aldığına inanılmasıydı. İsevi inancına göre Tanrı'nın bir tür tezahürü ve Ruh'u olan peygamber İsa dahi Dünya'da vuku bulmuş ise, insan kainatın biricik sahibi, efendisi ve merkezi olmalıydı. Ortaçağ Avrupasında ki bağnaz inanış pozitif felsefenin bilimsel düşünce üzerinde egemenliğine değin sürdü. Sadece astronomi alanında değil diğer tüm düşünce sistemleri de bu açıdan tahakküm altında idi. Bilimin gelişip kainata objektif bir bakış açısıyla bakması bu anlayışı ters yüz etti. Zira bilim, insanlığın koca evrendeki önemsiz zerrelerden bir zerre olduğunu ortaya koymaktaydı.
Dünya'nın konumu bilim tarafından ortaya konsa da Dünyanın içindeki yaratıkların konumları ve insanın mutlak otoritesi günümüze değin sorgulanmamıştır. Sorgulanması gereken ise kısaca şudur: İnsan bu dünyanın mutlak amacı, sahibi ve üstün canlısı mıdır? Yoksa var olan canlı