Bir yandan en mutlu, bir yandan en hüzünlü yıl. Mutluluk kısa sürer, tıpkı o bahar açıp solan nergisler ve fulyalar gibi. Hüzün, her şeyi boğan ve babamın onlardan kurtuluş yok dediği inatçı otlar gibi uzun süre kalır.
Ve kelimelere inanan ben, kelimesiz kalmıştım. Ama bu da önemli değildi, önemli olan elini tutmaktı, o da benimkini sıkıyordu, gecenin köprüsünden geçiyorduk ve yakında ayrılacaktık. İlk defa ölmekte olan birinin yanında yatıyordum. Ve bundan "içim dışım ürpermedi".
Yalnız kaldığı zaman Pusat kendinde bir değişiklik
duydu. Ömründe ilk olarak kendisini düşünüyordu. Kudurmuş bir fırtınada denize düşen bir insan gibi ümitsizdi. Fakat kendisini hain dalgalara teslim etmeyecek, çok uzaktaki karaya varmak için yıpratıcı kulaçlar atacaktı.
Kocası bir tartışmalarının sonunda melankolik bir tavırla: «Bana insanlardan mı bahsediyorsun?» demişti. «İnsanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar. Bu gördüklerin birer karikatürden başka bir şey değildir.»