Dünya dönüyor.
Güneşin aydınlattığı aya bakıyoruz.
Ayaklarımız yerde ve gözlerimiz gökyüzünde, değişerek ilerliyoruz.
Açtığımız sayfanın diğer tarafındaki birilerine o kocaman gerçeği ulaştırmak için.
Birçok fedakarlıklara hazırlanmak lazım geldiğini anlıyordum. İçimde hep ne olduklarını bilmediğim gizli ve meçhul ümitlere sarılmıştım; onlar olmasa bir saniye nefes alamazdım; çünkü bütün hesaplar aleyhime çıkıyordu, bu meçhul ümitler beni aldatırlarsa mahvolacaktım.
Şehrin gürültüleri de benim aksi istikametime doğru yürüyerek uzaklaşıyorlardı ve sesler, uzaklarda, sallanıyorlar, sallanıyorlar ve koparak, parçalanarak, şehrin derinliklerine yuvarlanıyorlardı.
“…acının ve korkunun birleştirdiği müşterek bir manevi aileye mensup olduklarını hissederler, emindirler ki insanlar arasında sabretmesini, beklemesini onlar kadar bilen yoktur.”
Her şey yavaş ve bulanıktı. Benim bu dünyadaki yaşamım, var oluşum belli belirsiz bir hayaldi sanki. Güçlü bir rüzgar esse bedenim savrulup dünyanın bir ucuna gidecek gibiydi. Dünyanın sonunda olan, hiç görmediğim ve adını hiç duymadığım bir yere. Sonra bedenim ile bilincim birbirinden sonsuza dek ayrılacaktı. Bu yüzden bir şeylere sımsıkı tutunmak istiyordum. Ama etrafıma ne kadar bakarsam bakayım tutunabileceğim bir şey çarpmıyordu gözüme.