“Kişinin kendi deneyimlerinden pişmanlık duyması, kendi gelişimini durdurması demektir. Kişinin kendi deneyimlerini inkar etmesi, kendi yaşamının dudaklarına bir yalan koymaktır. Bu, ruhun inkarından başka bir şey değildir.”
Kötüler kötüydü. Kötülük nasıl tanımlanır ki? Kötü, kötüdür - her yerde, her cinste, her ülkede. Hayat bir çiçek dürbünü gibi, her sallayışta bambaşka resimler çıkarır karşına. Bir an gelir, baba çocuğunu değil, daha yeni yürümeye başlamış minik bir kız çocuğu babasını kurtarır.
Seven insanlar birbirinin zehrini alır, birbirine şifa olur, birbirini kurtarır. Böylesi daha gerçek, daha insaniydi. Sartre’ın, “Başkaları cehennemdir,” sözüyle de çelişmiyordu bu; çünkü yaşamımız boyunca size değenlerin bazıları cehennemi yaşatır - ayazda titretir, demir parmaklıkların ardında çürütür - bazılarıysa cenneti sunar; sıcacık bir kucakla sarar, masum bir gülüşle hayata döndürür.