“Olsun” dedim kendi kendime, “alt tarafı bir damla yaş”. Zaten sanki bana ait değil gibiydi. Sanki cama vuran yağmur damlaları gibi. Doğru olanı mı yapmıştım acaba?
“Doğru olanı yaptın” dedi Karga adlı delikanlı. “Sen en doğru olanı yaptın. Başka kim olursa olsun, senin başardığın gibi altından kalkamazdı. Ne de olsa sen, dünyanın en sert on beşlik delikanlısısın.”
“Ama hala yaşamanın ne anlama geldiğini bilemiyorum” dedim.
“Resme bak” dedi. “Rüzgarın sesini dinle.”
Zamanın göreceli ağırlığı, çok anlamlı kadim bir rüya gibi üzerine çöküyor. O zamandan kurtulabilmek için hareket etmeye devam ediyorsun. Dünyanım öteki ucuna gitsen bile, o zamandan kaçamayabilirsin. Fakat öyle bile olsa, dünyanın öteki ucuna gitmek zorundasın. Dünyanın öteki ucuna gitmedikçe yapamayacağın şeyler de var çünkü.
“Bak, Kafka Tamura, belki de dünyadaki hiç kimse özgürlüğü arzulamıyordur. Arzuladıklarını sanıyorlar sadece. Her şey bir ütopya. Eğer ellerine özgürlük gerçekten geçecek olsa, çoğu insan ne yapacağını şaşırır. Bunu aklında tut. İnsanlar aslında özgürlüklerinin kısıtlanmasından hoşlanırlar.”
Bir dönem haddinden fazla mükemmel bir şeye sahip oldum. O yüzden, daha sonraki zamanı olabilecek en yavan haliyle yaşadım. Benim üzerimdeki lanet bu işte.