Şükrü Hurma

Şükrü Hurma
@SukruHurma
Alaca bir at koşar içimde Zamansız, mekansız, nefese doğru..
10/10
·413 syf.·
2025 16. kitabı
youtu.be/AL2Nlt1Yezo?si=... Bugün sizlere sadece bir devrin, bir dönemin, bir kuşağın değil benim de içinde bulunduğum X Kuşağının ve hatta Alfa Kuşağının dahi melodisine aşina olduğu, Yeşilçam’ın en kült filmlerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım filminin esinlendiği, Kırmızı Eşarp romanının yazarı Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel adlı o eşsiz eseri, dilimin döndüğü, yüreğimin ve dimağımın yettiğince anlatmaya çalışacağım. Eserimiz adından da anlaşılacağı üzere tek bir günden bahsetmektedir. Öyle bir gündür ki bu asra bedeldir. Tek bir günü, ana karakter olan Yedigey’in dilinden anlatır Aytmatov. Sık sık geçmişe dönütler olan bu eserde bazen geçmişi mi yoksa şimdiki zamanı mı okuduğumu karıştırmadım değil fakat eseri bitirdiğimde dimağımda buruk bir lezzet kaldı. Kitabı okumadan önce kitabın özetine bir bakıp beni nelerin beklediği hakkında fikir sahibi olmak istedim fakat hiçbir yerde kitabın detaylı bir özetini bulamadım. Kitabı okurken fark ettim ki kitapta geriye dönüşlerin sık sık yapılması, tıpkı benim gibi diğer okurları da zorlamış ve kimse eseri kronolojik bir sıralama ile özet halinde sunamamış. Ben bunu kısmen de olsa yaparak bir ilki başarmayı deneyeceğim. Bir yandan da kitap hakkında spoiler vermek istemiyorum ki böyle eşsiz bir eserden kimse mahrum kalmasın. Her ne kadar yazarımız Kırgız olsa da hikayemiz Kazakistan’da geçer çünkü Aytmatov’a göre bütün Türk yurtları birdir. Sıkıntıları, dertleri, özlemleri, hevesleri, istekleri hep bir bütündür. Tren yolu kenarında aç bir tilkinin yemek araması ile başlar hikayemiz. O kadar güzel betimlemiş ki yazarımız bu kısmı o tilkinin açlığını resmen ben de yaşadım. Bu betimle sonrasında asıl olaylar başlar. Başkarakterimiz olan Yedigey, Boranlı Tren İstasyonu’nda çalışmaktadır.
Alıntı
Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202655,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·115 syf.·
2017 7. kitabı
Bugün sizlere okurken “Ben de böyle hissetmiştim.” dediğim birçok pasajıyla karşılaştığım bir kitabı anlatacağım. Önce kitaptan mı başlasam yoksa yazarımız olan Mustafa Kutlu’dan mı başlasam bilemiyorum. Mustafa Kutlu Hocamızın Uzun Hikaye adlı eserini anlatmaya başlamadan önce Mustafa Kutlu’dan bahsetsem daha iyi olacak sanırım zira bir kitabı yazarından bağımsız ele almak, dalından koparılmış bir çiçeğin yalnızca, o elimizde kalan kısmından ibaret sayılması gibi gelir bana. Bir çiçek sadece elimizde tuttuğumuz kadarından ibaret değildir. Toprağı, suyu, havası her şeyiyle bir bütündür o. Her ne kadar bir parçası elimizde olsa da bir bütünün parçasıdır o. Mustafa Kutlu'nun Uzun Hikaye adlı eseri de öyledir. Mustafa Kutlu, eserlerinde doğrudan doğruya kendi siyasi görüşünü yansıtıyor diyemem lakin dünya görüşünü açıkça eserlerine yansıtmıştır. Toplumsal meseleleri siyasi bir argümanla değil bizzat yaşadığı toplumun duygularıyla, düşünceleriyle, samimiyet ve sıcakkanlılığı ile ortaya koymuştur. Modernleşen dünya içerisinde tıpkı Yeşilçam filmlerinde olduğu gibi o saf ve masum Anadolu insanını çok iyi bir şekilde yansıtmıştır. Her şey hızla akıp gidiyor. Mustafa Kutlu'nun eserleri içinde; insan biraz durup, biraz soluklanıp önüne ve ardına bakarak düşünmeye başlıyor. Bu kitapta aile ilişkileri, aşk, yalnızlık, hayatın ağırlığı, akıbetini rüzgarın tayin ettiği bir yaprak misali insanın oradan oraya savruluşunu, savrulurken hayata tutunuşunu, toprağını arayan insanları görüyoruz. Kitabın 18. sayfasında: “Nereliyim acaba? Bunu kendime de sorar, bir cevap bulamam. Coğrafyaya, mekana dair bir bağlanma, bir aidiyet duygusu yok bende.” der Mustafa. Bulgaristan göçmeni olan Ali'nin, sevdiği kadın olan Münire ile evlenmek istemesi, Münire’nin ailesinin bu evliliğe karşı
Alıntı
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,5bin okunma
Suç ve Cezaya Psikanalitik Bir Bakış
10/10
·705 syf.·
2017 87. kitabı
Dünya klasikleri dendiğinde aklımıza ilk gelen eserlerden biri şüphesiz Suç ve Ceza’dır. Günümüze kadar yazılmış milyonlarca kitap arasında bu eserin bu denli ön plana çıkmasının nedeni yalnızca edebi başarısında değil, aynı zamanda insan ruhunun labirentlerine cesurca inebilme kudretindedir. Suç ve Ceza, okuyucusunu yalnızca bir olaylar zinciriyle değil, aynı zamanda ahlaki, psikolojik ve felsefi bir yolculukla da karşı karşıya bırakır. Roman, okuyucunun hem zihnine hem de vicdanına hitap eder; bir bakıma Dostoyevski’nin elinden çıkmış bir röntgen filmidir: Toplumun, bireyin ve zamanın ruhunu aynı anda gösterir. Bir kitabı elimize aldığımızda çoğumuz öncelikle arka kapağa bakarız. Bu arka kapak bize kitap hakkında küçük de olsa detaylar verir. Bazense bütün bir kitabın özetini tek bir cümle ile verebilir. Çoğumuz sonunu bildiğimiz şeyleri okunmaktan erinir, izlemekten çekiniriz. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza’sının konusunu hatta sonunu kitabı hiç okumamış olanlar bile bilir. Bir adam vardır, bir tefeciyi öldürür ve karakterin kendi içindeki muhakemeyi ele alır Dostoyevski bu kitapta. Herkesin içeriğini ve detayını bildiği bu kitabın üzerimizde bu denli etki bırakmasının sebebi sizce nedir? Kitaplar çoğu zaman bize dış dünyayı anlatır fakat Suç ve Ceza, iç dünyanın karmaşasını merkeze alır. Onun konusu bir cinayet olsa da asıl mesele, bu cinayetin öncesi ve sonrasında yaşanan ruhsal çalkantılardır. Dostoyevski, okuru bir dedektif gibi değil, bir psikanalist gibi düşünmeye zorlar. Bu nedenle romanın büyüsü, ‘ne oldu?’dan çok, ‘neden oldu?’ ve ‘olmalı mıydı?’ gibi sorularda yatar. Elimizdeki kitabın içinden değil, kendi içimizden seslenir bize Dostoyevski. Öyle içeriden seslenir ki kendi içimizden duyarız onu. Büyük bir yaşanmışlık, derin bir muhakeme ve acıyla
Alıntı
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
Puan vermedi·43 syf.·
2025 2. kitabı
Sadece gerçek savaşta değil hayatımızın her anında bize yol gösterecek olan bu kitabın birden fazla çevirisi olduğu için cümlelerin bize iletmek istediği mesajı farklı yayınevleri farklı şekilde almışlar. Geneline baktığımızda belirli iletilerin oluşturduğu pasajlardan meydana gelen bu eser 3bin yıl öncesine ait olsa da hem şimdiye hem de bundan sonraki zamana hitap etmektedir. Kitabın farklı çevirilerindeki alıntılar ile sizleri düşünmeyle başbaşa bırakmak daha açıklayıcı olacaktır. *Kendine inanmalısın. *Zoru henüz kolayken tasarla, büyüğü henüz küçükken yap. *Olabildiğince gizemli ol, öyle ki sesin bile işletilmesin. O zaman rakibinin kaderi senin elindedir. *Düzensizlikle başa çıkmak için düzeni kullanmak, yaygarayla başa çıkmak için sükuneti kullanmak kalbe hakim olmaktır. *Düşman, senin hakkında çok şey bilen bir arkadaştır. *Arkadaşın düşmanınla arkadaşsa eğer bu arkadaşla vakit öldürmemen gerektiği anlamına gelir. *Kusurlarınız hakkında sessiz kalan bir dosta asla güvenme. *Planlarınız gece gibi karanlık ve aşılmaz olsun. *Zihin istekliyse beden pek çok şey olmadan da devam edebilir. *Bütün sır, düşmanı gerçek niyetimizi anlayamayacak şekilde karıştırmakta yatar. *Bilgi, savaşın temelidir. Onu anlamayanlar, savaşı kaybederler. *Akıllı olanlar savaşmadan önce kazanırlar. Aptal olanlar ise önce savaşır, sonra kazanmaya çalışırlar. *Güçlüyken zayıf görün, zayıfken güçlü.
Alıntı
Savaş SanatıSun Tzu · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202649,5bin okunma
Komünizmin Faydaları
Puan vermedi·210 syf.·
2024 13. kitabı
Başlık ile kitabın hiçbir alakası yok lakin ne zamandır komünizmin bize kazandırdığı iki değeri düşünürken komünist rejimle yönetilen bir ülkede geçen bu eseri okuyunca onlara da değinmek istedim. Lakin daha sonra. Öncelikle Yaşamak adlı bu eseri yıllar evvel ısmarlamış olup içeriğine hiç bakmadan kütüphanemin Felsefe-Psikoloji bölümüne koymuştum. Nedense bu kitap bana yaşamaya dair Uzak Doğu ögretilerini anlatan bir eser gibi gelmişti. Net önyargı. “Hocam kitabı okurken iki kere ağladım.” cümlesini kuran arkadaşın ağlamış olmasına takılarak elime aldığımda felsefik bir eser değil aslında bir roman olduğunu fark ettim. Biraz kurcalayayım derken 150 sayfasını okumuşum. Ne denli akıcı bir kitap olduğunu buradan anlayabilirsiniz. Eseri okurken kurmaca mı yoksa gerçek bir hayat hikayesinden mi esinlenmiş bunu kesinlikle ayırt edemiyorsunuz. Gerçekten yaşanmışlık hissi bırakması sürükleyiciliğini arttırıyor. Çin’de geçer bu eserin içeriğine dair kısa da olsa bir özet geçmeyeceğim zira ilk birkaç sayfasını okursanız direkt sizi içine alıp götürecektir. Ama Mao dönemini, yani komün yönetim sistemini de hiçbir siyasi göndermede bulunmadan ele aldığını dile getirebilirim. Tarihi şöyle üstünkörü araştıran kişiler dahi Lenin, Stalin, Mao gibi idarecilerin en az Hitler kadar cani ve zulümcül olduğunu bilir. İstatistiki veriler zaten ortada. Neden Komünizmin Faydaları başlığı attığımı dile getirmek istiyorum. Birincisi Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu, ikincisi Filenin Sultanlarının kolu kanadı Melissa Vargas. İkisinin de hayat hikayesini arastıran herkes çok net bir şekilde görür ki bu iki önemli şahsiyet de o sözde yere göğe sığdırılamayan ideoloji olan komünizmin zulmünden kaçtıkları için Türkiye'ye geldiler. Gerek Bulgaristan gerekse Küba’da bu durum olmamış olsaydı biz
Alıntı
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,1bin okunma