Bir insan kendi olduğunu nasıl ispat eder ki?
Varlık, gerçekten de bir kâğıt parçasına mı bağlıydı? Descartes'ın, "Düşünüyorum, öyleyse varım," sözü bu bürokratik cehennemde, "Kâğıdım var, öyleyse varım" a mı dönüşmüştü? Kayıtlı değilsen yoktun.
Yürümek kenara çekilmektir: Çalışanların kenarından, hız yapılan yolların kenarından, servet ve sefalet üretenlerin, sömürenlerin, emekçilerin kenarından, kış güneşinin solgun yumuşaklığını ve ilkbahar esintisinin tazeliğini hissetmekten daha önemli işleri olan ciddi insanların kenarından uzaklaşmaktır.
"Ben keyfimce yürümeyi, canım istediğinde de durmayı severim. Bana seyyar bir yaşam gerek. Güzel bir havada, güzel bir ülkede telaşa gelmeden yol yürümek ve yürüyüşün sonunda da hoş bir manzarayla karşılaşmak, onca yaşam tarzı arasında zevkime en uygun olanı." (Rousseau)
Anonimleştirme, belki de tüm dünyada geçerli tek yönetim şekliydi; seni kendi kimliğinden soyup kalabalığa, o kalabalığın içinde bir yüzsüzlüğe mahkum ediyordu.
O ortam, o dondurucu soğuk, hayalleri bile
engelliyor, zihnini zincire vuruyordu. İnsanın
en yakınlarının yüzünü bir bütün olarak
canlandıramayacağını orada öğrendi.