... insan iyi kitaplara kavuştuktan sonra, alelade kimselerin sözlerine karşı müşkülpesent davranır oluyor. Bir Shakespeare, elbette ki, herkesten daha ziyade alaka çekiyor, o etrafımızdakilerden pek daha mühim olduğu halde, biz eserlerini okumayı hala bitiremediğimizi duşünüyor ve hele ecdattan kalma mukaddes mirasın her şubesinden şuuruna payını aldıktan sonra, çok kere kendini bir nevi musiki ile -zengin demek istemiyorum fakat- tok, olgun, dolgun buluyor. Fikrin ve ruhun bu servetini bilhassa duyuran -içinde şiirimizde muhalif hiçbir rüzgârın esmedigi- yalnızlık ve sükûn nefis oluyor. Sükûta erdiğimiz zaman musikimizi dinliyoruz. Kitapların iyileri ve ruhumuzda takdis ettiğimiz faziletler, insanları daha zor beğenmeye bizi mecbur ediyor. İnsan artık vaktini yabancılara karşı müdafaa etmek sevdasına düşüyor. Tecrübenin bize verdiği olgunluk, yemek, yürümek, dinlenmek ve uyumak gibi mühim işlerden arta kalan bütün vaktimizi ancak aşkımız ve vazife arasında taksim etmeyi amir oluyor. Size kıymet verebileceğiniz bir haberi değil, ancak kendi taşıdığı boşluğu getiren bir insana, yani insanların çoğuna rast geldiniz mi, "Siz daha ağzınızı açmadan ben ne söyleyebileceğinizi biliyorum!"diyerek kaçmak arzusu duyuyorsunuz.