Ve biz ham ruhlar, yabanî ruhlar bir türlü pişemiyoruz. Derimizde hafif bir ılıklık duysak yandık sanıyoruz. İçimize küçük bir kurt girse yedi mahalleyi ayağa kaldırıyoruz. Bir türlü yanamiyoruz. Bir türlü kül olamıyoruz. Bir türlü rüzgarda savrulamiyoruz. Nihayetsiz yanip, nihayetsiz susamiyoruz. acının tepesine çıksak sessizliğin kuyusuna gireceğiz. Çıkamıyoruz. giremiyoruz.
Bizde bu ruh ve ellerde bu düzen oldukça bizi vurmak da iş midir? Bize sevdiğimiz havayı çalsınlar, ökselerine mukaddes bildiğimiz şeylerin yemini serpsinler, sırtımızdan nişan alındı demektir.
Tanrı ve insan. Her şey, inanan insanın, Tanrıya doğru koşusu, düşüşü, tekrar yücelişi, cennetini yitirişi, hakikat medeniyetini yitirişi ve sonra tekrar buluşu biçiminde olup bitiyor.
Bütün imanını, yani manevî servetini yitirip yeniden bulsan, ne olacaksan, yitirmeden önce de öyle olacaksın sen, diriliş eri! Sen Allah'ın dünyada öyle bir halifesisin ki, senden daha şahsî, senden daha içtimaî biri, senden daha tarih bilinçli ve tarihle yoğrulmuş bir başkası olamaz.