Bugünlerde William Stearns Davis’in Eski Atina’da Bir Gün adlı eserini okuyorum. Kitap isminden de anlaşılacağı üzere Atina’da bir gezintiye çıkarıyor. Atina da Antik Yunan’ın en önemli şehri olduğundan antik Yunan hakkında epey bir fikir sahibi ediyor.
Kitap Atina’nın Yunan tarihindeki yeriyle başlıyor ama girişin en vurucu cümlesi Atina için değil de Yunan tarihi için konmuş gibi. “Dini mefhumlarımızın çoğunu Yahudilere borçluyuz; Romalılara, etkilerini ve değerlerini hala koruyan hukuk, yönetim ve beşerî meselelerin genel idaresindeki gelenekleri ve örnekleri borçluyuz ve son olarak, sanatın, edebiyatın ve felsefenin temellerine ilişkin tüm fikirlerimizi, aslında entelektüel yaşamımızın neredeyse tamamını Yunanlara borçluyuz.” Diyerek beni alıp uçsuz bucaksız diyarlarda dolaşmaya ve bunu sabit bir şekilde olmasa da okuduğum günden beri beni düşünmeye itiyor ki ben bunu okuduğum an aslında daha önceki bilgilerim hiç dışlamadan özümsedi. Biraz da düşününce bu cümlenin çoğunlukla doğru olduğunu düşündüm.
Ardından Atina’nın coğrafi özellikleri Attika bölgesi çevreleyen sular ve dağlar hakkında bilgi veriyor. Sonra kitabın okuma keyfi daha yüksek olan ve bir belgeselin içindeymiş tadı veren yerleri başlıyor. Sabahın erken bir saati Atina da kalkıyoruz. Sabah erken kalkarlarmış Atinalılar ve Atina’daki filozoflar” büyük işler başaracak insan, henüz karanlıkken ayakta olmalı.” derlermiş. Şöyle bi etraflıca düşününce gerçekten son dönemlerde henüz karanlıkken ayakta olmasam da düzenli biçimde günün çok da geç olmayan saatlerinde uyanıyorum ve kendimi daha uzun bir zaman diliminde yaşıyormuş gibi hissediyorum. Aynı zamanda daha dinamik daha enerjik olmakta işin ayrı güzel kısımları.
Kitap Atina da sade bir yaşam olduğunu bize söylüyor. “Sade yaşam şehri Atina” diyor.