Süleyman Durmaz

Süleyman Durmaz
@Suleymandurmazz
Medicene 3/6
Antalya
7 okur puanı
Ağustos 2023 tarihinde katıldı
Puan vermedi·272 syf.··
2023 8. kitabı
Bugünlerde okuduğum Kristof Kolomb’a ait seyir defterleri hakkında bazı notlar almak ve yazmak için buradayım. Kristof Kolomb öncelikle çağının bir aydını ve bilge bir isimdi. Bununla beraber kendisi Katolik bir Hristiyan ve iyi bir misyonerdi. Kristof Kolomb Marko Polo’dan etkilenerek Çin, Japon, Hint diyarlarına merak saldı ve o yerlere ulaşmanın bir başka yolu olabileceğini düşündü. Kolomb o dönemde Dünya’nın yuvarlak olduğunu biliyordu ve aynı yolun tersini giderse de o diyarlara varacağına inandı. Kolomb’un buna inanması yeterli miydi? Hayır. Çünkü bunu ispatlamak için bu yolculuğu yapmalı ve Hint (Aslında Amerika) diyarlarına ulaşmalıydı. Kristof Kolomb buralara ulaşmayı oraların zenginliğine kavuşmak ve oradaki insanları Hıristiyan yapmaktı. Kendisine gereken parayı ve gemileri memleketi Portekiz sağlamayınca İspanya’ya başvurdu ve oradan bu desteği gördü. Bir önceki okuduğum kitapta bir medeniyet gelişiminin hangi şartlar altında daha kolay olacağı hakkında birkaç fikir edindim. Bunlardan konuyla alakalı şunu belirtmek isterim. Bir bölgede eğer tek bir güç varsa o tek güç ve o güce sahip kimse neye nasıl yaklaşıyorsa öyle bir gelişme gerçekleşir. Yani hem İber Yarımadasında olsun hem Avrupa da olsun 15.yy.nin sonlarında çok fazla otorite vardı ve bu da Kolomb’un bir şekilde destekleneceği anlamına geliyordu. Çünkü o bölgenin hepsi birbiriyle yarışıyordu Kolomb’un verdiği vaatlerde kısa sürede üstünlük demekti. Bunu da dönemin İspanya kral ve kraliçeleri kabul etmişti. Kolomb 3 Ağustos 1492 senesinde bu yolculuğa üç gemiyle çıktı. Bunlar Santa Maria, Nina ve Pinta adında gemilerdi. Kristof Kolomb
Seyir DefterleriKristof Kolomb · İş Bankası Kültür Yayınları · 2015478 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·102 syf.··
2023 7. kitabı
Yılanı Öldürseler Yaşar Kemal’in şahane eseri… Aslında bir Yaşar Kemal kitabı daha okuyayım diye başladım ancak en başta bu kadar derin etkileneceğimi hiç düşünmedim. Daha evvel İnce Memed’i okumuş ve çok beğenmiştim ancak o eser yazarın en bilindik eseriydi ve beni gerçekten etkisine almıştı. Yılanı Öldürseler ise kısa ve bilinirliği daha az bir kitap bu sebeple bu seviyede sürükleneceğimi kesinlikle beklemiyordum. Kitap Hasan’ın altı yedi yaşlarında babasının öldürülmesiyle başlıyor. Yaşar Kemal bir ölümü bu kadar öz ve yalın nasıl anlattı demeye gerek yok. Çünkü babası kendisi Hasan yaşlarındayken Hasan’ınki gibi gözlerinin önünde öldürülmüştü. Hasan’ın babası Halil’i, Hasan’ın annesi Esma’nın da sevdiği ve Esma’ya aşkıyla bilinen Abbas öldürmüştü. Abbas Halil’i öldürmeden evvel ceza evine düşmüş ve bu zamanlarda Halil Esma’yı zorla kaçırmış hatta birlikte olmak istemeyen Esma’ya bir hafta sonra afyon kullanarak tecavüz etmiş ve yine o günlerde dini ve resmi nikah kıymıştı. Esma çok güzeldi hatta kitaptaki “İnsan bunca güzel olunca; melek soylu, melek yüzlü, melek huylu olunca insanlar onu iflah etmezler (rahata kavuşturmazlar).” Cümlesi bile kitabı ve Esma’nın güzelliğini özetler nitelikte. Bu sırada Hasan henüz çok küçüktü ancak olayı detaylarına kadar hatırlıyordu. Ardından Abbas bir gün sonra vurulmuş ve köyün orta yerine atılmıştı. Orada bir süre kalan ceset Esma tarafından fark edilmeden kaçırılmış ve kitapta epey bir yeri olan ve çok çeşitli biçimde betimlenen Anzavur kayalıklarına gömüldü. Tabi zaten oğlunun öldürülmesindeki suçu gelininde bulan kaynana daha fazla delirmiş ve Esmaya hakaretler yağdırıp insanları doldurmaya getirerek Esmaya hayattaki cehennemi yaşatmaya başlamıştır. Kaynana kitaptaki tabirle büyük ana bunu kitap sonuna dek yapacak hatta
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2023 6. kitabı
Kırmızı Pazartesi… Elime ulaştığı anda kapak tasarımı, kitap dokusu olarak beğendiğim eser bir günde rahatça bitirilebilecek uzunlukta ve bitirdiğinizde ben ne okudum dedirtecek seviyede olağan dışı bir kurguya sahip bir Gabriel Garcia Marquez kitabı ve aynı zamanda yazardan okuduğum ilk kitap. Eser; Angela Vicario isminde bir kızın Bayardo San Roman’la evlenmesi ve evlendiği gece bakire olmayışının eşi tarafından anlaşılması üzerine baba evine gönderilmesi ve Angela’nın sorumlunun Santiago Nasar isimli Arap asıllı olan 21 yaşında ve döneme göre zengin bir genci-iftira olup olmadığı tam da bilinmeyen-suçlaması ve Angele Vicario’nun ikiz olan abilerinin Santiago Nasar’ı öldürmesini konu alıyor. Yazar ise bir halkın, bir cinayete nasıl tepki verdiğini hatta o cinayet işlensin diye nasıl ortam hazırladığını, bazı kavramların bir hiç uğruna kaç hayatı değiştirdiğini ve insanlığın “namus” adı altında bir suça nasıl ortak olduğunu gözler önüne seriyor. Yazar enteresan bir şekilde ilk sayfadan sonu söyleyerek roman başlıyor. Kitapta bekareti bozulmuş Angela babasının evine götürülüyor aynı olayların bizim toplumumuzda da namus cinayetiyle sonuçlanması ne yazık ki sıklıkla gördüğümüz bir durum ama çok büyük bir fark olduğu, cinayetin bizim topraklarımızda bekareti bozulmuş kadını öldürerek geçekleştiğini görüyoruz. Şaşılacak şekilde romanda kızın bekaretini bozmuş erkeğin cinayete kurban gitmesi işleniyor. Burada önce aklıma bir tecavüz olayı mı acaba? sorusu gelse de kitap boyu böyle bir kurguya yahut değindirmeye bile rastlamadım. Buradan çıkaracağım sonuç “namus” kavramının her yerde kullanıldığını hatta kitapta bir kısımda “Namus, aşktır.” şeklinde cümlenin de geçtiğini görerek namusun aslında her yerde ciddiye alındığını gördüm. Namus her yerdeydi. Ama fark “Kimin
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
Puan vermedi·438 syf.··
2023 5. kitabı
İNCE MEMED I Yaşar Kemal’den okuduğum hatta okumakta olduğum ilk eser İnce Memed. Sadece romanın dört cildinden ilkinin ilk çeyreğini okumuş olmama rağmen Yaşar Kemal’in kalemine inanılmaz bir biçimde saygı duymaya başladım. Bugüne kadar nasıl okumadım diyerek de kendime kızdım açıkçası. Ki elimde bir kitabı olmasına rağmen… Kitabın beni kendine çekmesi ve açıkçası benim ailemin Antalya’ya gelmeden önce hayatlarını sürdürdükleri yerlerde geçiyor oluşu; söylemlerin, tavırların, insanların bana çocukken anlatılan olaylara ve hikayelere aşırı benzer oluşu Yaşar Kemal’i araştırmama sebep oldu. Hatta aileme o bölgelerde yüklenen “Alo” lakabının bile yine o yörelerde Eşkıya Alo şeklinde kullanıldığını yani Alo’nun bir isimden türetildiğini Yaşar Kemal’i araştırırken öğrendim. Kitabın hemen başında henüz roman başlamadan tüm bir sayfayı dolduran, Duvarın dibinde remim aldılar Ak kâğıt üstünde tanıyın beni. İfadeleri de açıkçası yazarın mottosunu ortaya koyuyor. Hikâye İnce Memed’in daha on on bir yaşlarında Abdi Ağa’nın zulmünden kaçmasıyla başlıyor. Tabii bu yaşlarda bir çocuğun ne kadar uzağa kaçabileceği ortada, birkaç tepelik uzaklıktaki bir köye Süleyman’ın yanına sığınıyor. Bu arada zaten dul kalmış olan annesi Döne de bir de evlat ateşiyle yanmaya başlıyor. Çok geçmeden İnce Memed’i köylünün biri buluyor ve ağa da onu zorla tekrar köye getiriyor. Ağa’nın çok zoruna giden bu olay sonrası zalim ağa Döne’ye ve oğlu Memed’e iyiden iyiye gün göstermemeye başlıyor. Derken Memed zorluklarla büyüyor yaşı on sekiz oluyor. Memed iyi bir avcı, silahşor haline geliyor zamanla yaşı büyüdüğünden de eski günlere nazaran daha iyi yaşasalar da hala perişanlar. Memed küçüklüğünden beri kafasına kasabaya gitmeyi orayı görmeyi koyuyor. Yaşı da büyüdüğünden arkadaşıyla kasabaya
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,4bin okunma
Eski Atina'da Bir Gün
Puan vermedi·256 syf.··
2023 4. kitabı
Bugünlerde William Stearns Davis’in Eski Atina’da Bir Gün adlı eserini okuyorum. Kitap isminden de anlaşılacağı üzere Atina’da bir gezintiye çıkarıyor. Atina da Antik Yunan’ın en önemli şehri olduğundan antik Yunan hakkında epey bir fikir sahibi ediyor. Kitap Atina’nın Yunan tarihindeki yeriyle başlıyor ama girişin en vurucu cümlesi Atina için değil de Yunan tarihi için konmuş gibi. “Dini mefhumlarımızın çoğunu Yahudilere borçluyuz; Romalılara, etkilerini ve değerlerini hala koruyan hukuk, yönetim ve beşerî meselelerin genel idaresindeki gelenekleri ve örnekleri borçluyuz ve son olarak, sanatın, edebiyatın ve felsefenin temellerine ilişkin tüm fikirlerimizi, aslında entelektüel yaşamımızın neredeyse tamamını Yunanlara borçluyuz.” Diyerek beni alıp uçsuz bucaksız diyarlarda dolaşmaya ve bunu sabit bir şekilde olmasa da okuduğum günden beri beni düşünmeye itiyor ki ben bunu okuduğum an aslında daha önceki bilgilerim hiç dışlamadan özümsedi. Biraz da düşününce bu cümlenin çoğunlukla doğru olduğunu düşündüm. Ardından Atina’nın coğrafi özellikleri Attika bölgesi çevreleyen sular ve dağlar hakkında bilgi veriyor. Sonra kitabın okuma keyfi daha yüksek olan ve bir belgeselin içindeymiş tadı veren yerleri başlıyor. Sabahın erken bir saati Atina da kalkıyoruz. Sabah erken kalkarlarmış Atinalılar ve Atina’daki filozoflar” büyük işler başaracak insan, henüz karanlıkken ayakta olmalı.” derlermiş. Şöyle bi etraflıca düşününce gerçekten son dönemlerde henüz karanlıkken ayakta olmasam da düzenli biçimde günün çok da geç olmayan saatlerinde uyanıyorum ve kendimi daha uzun bir zaman diliminde yaşıyormuş gibi hissediyorum. Aynı zamanda daha dinamik daha enerjik olmakta işin ayrı güzel kısımları. Kitap Atina da sade bir yaşam olduğunu bize söylüyor. “Sade yaşam şehri Atina” diyor.
Tarih
Eski Atina'da Bir GünWilliam Stearns Davis · Liberus Yayınları · 202222 okunma