" Bu sarhoşluktan da öte... Bu delilik... Ölümcül, anlamsız bir saplantının krize dönüşmesi hâli, bunu başka hiçbir alkol zehirlenmesiyle kıyaslayamazsınız...
Sayfa 37 - Amok; Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk, cinnet hâli. Bir hastalık...
Stefan Zweig Viyana’ da 28 Kasım 1881 yılında dünyaya geldi. Viyana ve Berlin’ de eğitim gördü. Birçok ülke dolaştıktan sonra Birinci Dünya Savaşı sırasında Zürih’ e geldi. Savaş karşıtı olması ile tanındı. Avrupa’nın içine düştüğü duruma dayanamayarak karısı ile birlikte intihar etti.
Zweig’ in bu eseri, içinde pek çok seçme öyküleri içermektedir. İsmini de içinde bulunan “Amok Koşucusu” öyküsünden alır. Bu öyküde çok zengin olan bir kadının zor durumda kalıp doktordan yardım istemesi ve doktorun bu yardımı geri çevirmesi ile yaşanan olayları anlatmaktadır. Öncelikle bakılması gereken ve dikkat çeken ise bu öykünün başlığıdır. Amok Koşucusu, amok nedir? Amok öyküde de bahsedildiği gibi Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk halidir. Bir tür cinnet anı. “ Bu sarhoşluktanda öte... bu delilik... ölümcül, anlamsız bir saplantının krize dönüşmesi hâli, bunu başka hiçbir alkol zehirlenmesiyle kıyaslayamazsınız...” Amok şöyle bir şey: Bir Malezyalı, son derece sade, son derece iyiliksever bir insan, içkisini içiyor… orada öylece oturuyor, duygusuz, umursamaz, donuk… tıpkı benim odamda oturduğum gibi… ve birden ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor ve sokağa koşuyor… dosdoğru koşuyor, hep dosdoğru… nereye olduğunu bilmeden” Öykü tamda bundan bahseder. Beklide Zweig içinde yaşadığı toplumu buna benzetmiş ve bu duygusunu bu öyküsüne yansıtmak istemiştir. Günümüzde de bundan 50, 60, 100 yıl öncede böyle değil miydi? İnsanlar kendi dertlerine düşmüş kendi sonlarını yavaş yavaş getiren , delirmişçesine koşturan etrafında ne olup bittiğinden haberi olmayan “AMOK KOŞUCULARI” . Öyküde de tam da bundan bahseder. Zorla da olsa ülkesinden koparılıp Afrika’ya gönderilen yalnızlıklar içindeki doktorun beyaz tenli bir kadına olan zaafını ve sonrasında yaşadığı olayları artık
Pürüzsüz ten çizgilerle dolduğunda, parlayan gözlerin ışığı donuklaştığında kişi ne hisseder acaba? Solan bedenlerin daha fazla solmasını görmektense, bir ağızda yok olmak mı ister?...