Xenocide bana butun duyguları yaşattı. Ne anlamda dusunurseniz dusunun, bana cidden her seyi yasatti, tattidi. Cok guzel bi kitap ti ya xenocide. Benim icin yeri ayri, bazilari cok geveleme yapti, cok gereksiz yerleri vardi falan diyor, sunu soyleyeyim, ben asla oyle düşünmedim, her sayfasi ayri guzeldi, her bolumu ayri bir dunyaydi. Ender serisi zaten direk mukemmel bir bilimkurgu serisiyken, xenocide bambaska bi leveldi. Hersey aciga kavustu ya benim icin. Jane in gecmisine ne demeli? Ah jane ah... meger neymişsin sen?
Her bolumun basinda domuzcuklar ve hive queen arasinda gecen konusmalardan oyle ayri bi zevk aldimki, sanki kasten koymus yazar.
En basindan baslamak gerekirse... ve sanirim spoiler li kisim olucak.
Kitabi valentine ve ailesinin lusitania ya yola cikmasi ve aynanda da mironun sakat sekilde lusitania yi terk etmesiyle bitirmistik.
Descoladayi hatirliyormusunuz? Hani su pipo nun kizini öldüren ve domuzcuklarin 3. Hayatina sebep olan virus, heh iste onu aklinizda bir kenara yazin, cunku kitabin ana konusu bu varelse olan ve asla asil amacinin ne veya kim tarafindan olusturuldugunu bilmedigimiz virus olucak, Descolada.
Size emin olun kitabi benim gozumden anlatamam. O kadar bayildimki, descoladanin akilli bir virus olup kendi stratejilerini gelistirmesine, grego nun kocaman adam olup 30 lu yaslarina gelipte bi fizikci olmasina, hive queen in ender e olan takintiligina, jane in ender in bir parcasi olmasina, inside ve outside a, path daki bu kendini hor goren minik kiza, peter 2.0 a, olhadonun enderi baba figuru olarak gormesine, quara nin descoladayla kurdugu o degisik bağ'a, ve daha bircok seye resmen hayran kaldim... anlamiyorsunuz, cunku okumadiniz.
Hala dun gibi hatirliyorum, grego ender in kucaginda altina yapmisti, ne gülmüştüm. Iste o grego kocaman