Dünya edebiyatında sevgi ile gürur arasında ince bir çizgi var.
Jane Austen - Qürur ve Önyarğı- romanında deyir.. "gerçek bir akıl üstünlüyün var ise gürur her zaman emin ellerde olacak" ve ya gürur sahibine gerçek bir değer sağlar.."
Edebiyyatta oxuduğumuz dastanlar, maniler, qoşmalar, şeirler sevgi ile tanışdığımız ilk adresdir. Burada sevgi uzaqdadır Hesret uzundur, yollar tozlu; qovuşmalar ise şeirde, türküdedir ya da gerçekleşecek bir umuttadır.
Folklorda sevgi çoğu zaman sabr sınavıdır.
Eğer iki seven insan üçün üç günden fazla uzaq qalmak ağır gelirse, işte bu duyğunun adı Sevgidir.
Çünkü gerçek niyet sözde deyil, qovuşmanın yolunu aramaqdır- çünkü sizinle danışmadan görmeden dayana bilinen sevgi sadece
özünü aldatmaqdır..
Folklordakı aşik sevgisi uğruna qürurunu harcar; onun için sevgi, heyatda olmaq deyil, sevgini yaşatmakdır.
Lakin paradoks buradadır: terk edib gedenin ardınca qoşulan uzun-uzun maniler, şeirler, neğmeler eslinde çoğu zaman qurursuzluğun, boş eylemin işaresidir — sevgiden çox, gerçeklikden kaçıştır.
--Bu da soruşdurur: bu, terk eden tarafın şansı mı, yoksa hesret çekenin gürurundan vazgeşimi?
Modern düşünce ise başka bir sual qoyur:
- gürursuz sevgi sevgi deyilmidir? Yoxsa sevgi gürurdan keçmeden de yaşana biler mi?
Yanlış ellerde gürur sevginin önüne çekilmiş bir divar kimidir; doğru ellerde ise gürur, sevdiyini itirmeden, eyni zamanda özünü de itirmeden sevmektir.
Bir sözle, çekip gidenin ardınca sevmek — Jane Austen’in dediği gibi — gürurundan yetersizlik hissi ile vazgeçmekdir.
--Geleneksel sevgi anlayışı güruru feda etmeyi erdem sayarken,
-Moderin düşünce gürurun özsayğı ile içiçe olduğunu bu hissin sevgini de deyersizleşdirmesini savunur
İnsan ulaşmadığı sevgini zehninde küsursuzlaşdıraraq onu yaşadır - eyni zamanda eylemsizliyin