İşgal edilmiş hiç bir zihnin,Tanrısı yoktur.
Her yoksul,bir başka yoksul doğurarak sefalete yeni bir rehin verdiği andan itibaren suçlu olur.
Din,köleler içindir.Onlara,yaşamın veremediği teselliyi verir.
OsteoSapiens
Kürdistan'da artık şu tür olaylara sık sık rastlanıyor: örneğin bir korucu öldürüldüğü zaman, köyde onun cenazesini taşıyacak birkaç kişi bile bulunamıyor. Hiç kimse onun evine taziyeye, başsağlığı dileği iletmeye gitmiyor. Fakat bir gerillanın toprağa verilmesi büyük kalabalıklar arasında cereyan ediyor. Taziyeye gelenlerin ardı arkası kesilmiyor. Çatışmalarda öldürülenlerden şehit diye söz ediliyor.
Sömürge ülkelerde sömürgeci devlet halktan iki şey istemektedir. Sizi biz yönetiyoruz, bunu bilin. Biz olmasak, sizi biz yönetmesek hâliniz haraptır. Çünkü siz beceriksiz, yoksul, hakhukuk bilmez, yönetimden, iktisattan anlamaz, teknoloji nedir bilmez cahil bir halksınız. İkincisi ise bizden korkun ve emirlerimize itaat edin... Böyle bir toplumsal ve ruhsal ortamda da sömürge insanı kendini psikolojik bakımdan tatmin etmek, ezilmişliğine tepki göstermek ister. İşte bunun için sömürge insanı kendini her zaman sömürgecinin yerine koyar. Sömürgeci güçlerden gelen en ağır hakaretler, horlamalar, aşağılamalar karşısında sus pus olan, baş eğen sömürge insanı, kendi yakınlarından, akrabalarından, hemşehrilerinden gelen en küçük bir eleştiriyi, tehdidi namus meselesi yapar ve onlara saldırır. Zira böyle bir toplumsal ve ruhsal ortam pısırık ve saldırgan çocuklar üretir.
Frantz Fanon'un sömürge ülkelerle ilgili dikkate değer bir tezi var. Bu tezi kısaca şöyle ifade etmek mümkündür; Frantz Fanon şöyle diyor: sömürge ülkelerde halkı örgütlendirmek, silahlı mücadele düzeyine getirmek son derece zor bir olaydır. Çünkü bu ülkelerde halk sindirilmiştir. Halk korku ve yılgınlık içindedir. Sömürgeci güç halktan kendisinden korkmasını, kendi emirlerinin dışında hareket etmemesini istemektedir. Baskı, zor, zulüm, hakaret, horlama insanlarda ve yığınlarda derin bir ruhsal çöküntü yaratmıştır. Halk kendine güvenemez. Ailesine, aşiretine, köyüne, akrabasına güvenemez. Yarınına güvenemez. Halk kendini, ailesini, akrabalarını, ulusunu olağanüstü derecede küçük görür. Sömürgeci güçleri ise olağanüstü derecede büyük görür. Onlarla hiçbir zaman mücadele edilemeyeceğini düşünür. İnsanlar kendilerine çizilen ve dayatılan kadere razı olmuşlardır. Tevekkül içindedirler, yani işlerini Tanrı'ya bırakmışlardır.
Maddi durumu çok iyi olan, zengin bir kişinin dostlarının maddi bakımdan desteklemesine yardım denir. Maddi durumu çok zayıf olan kişilerin dostlarının maddi bakımdan desteklemelerini ise fedakarlık denir.