Suuidea

Bir kitabı bütünsel anlamda beğenince her satırını paylaşma isteğinden vazgeçememe problemi 🫣😅🤦🏻‍♀️
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Orwell diyordu ki: "İhtiyacımız olan şudur: Sıradan insanlar bu sistemin artık köhnediğini ve verimsizleştiğini fark etmeli, sınıfsal ayrımcılığa ve torpile karşı ayaklanmalıdır. Ulusça ayrıcalıkla mücadele etmeli, yarım akıllı ama okumuş bir çocuğun, zeki bir tamirciye göre daha üstün olduğu, daha iyi iş göreceği fikrini aklımızdan çıkarmalıyız. Onların da içlerinde yetenekli ve dürüst bireyler vardır elbet; ama paralı sınıfın toplum üzerinde sahip olduğu nüfuz öylesine yıkıcıdır ki bunu kırmanın zamanı gelmiştir artık. İngiltere, gerçek şekline kavuşmalıdır."
Bizim yüksek aristokrasimiz, devlet dairelerini aileleri için yol geçen hanına çevirmiş durumda... onlar yüzünden kamu hizmeti bütün ciddiyetini yitirdi; toplum içinde iş güç sahibi olamamış kişilerin yaşam boyu geçindirecek bir memuriyet edindikleri, bu şekilde kamu yararını fena halde tehlikeye düşürdükleri yetimhanelere dönüştü."
Bir kitap seçmek söz konusu olduğunda okur, yazarın ana babasının ünlü ya da varlıklı olup olmadığına bakmıyor, asıl olarak kitabın iyi olup olmadığını göz önünde bulunduruyordu. Bir yazarın babasının da iyi bir yazar oluşu ona başarının kapılarını açmıyor, aynı şekilde başarısızlık da edebiyat alanında babadan oğula geçmiyordu. Öyleyse diğer alanlar da edebiyat gibi değerlendirilebilirdi. Neden bu yargılama yöntemi siyaset ve ekonomide de uygulanmıyordu?
Modern dünyada, geçmişe göre gelirimiz daha fazlaymış gibi görünebilir; ancak modernitenin getirdiği zenginlik yalnızca görüntüdedir. Aslında artık daha fakiriz; çünkü beklentilerimiz fena halde tetiklenmiş, paramızın yettiğiyle elde edebildiklerimiz arasında derin bir uçurum oluşmuştur. Olduğumuzla, "aslında olabileceğimiz" kişi arasında dağlar kadar fark vardır artık. Modern toplumlar, yabanıl bir insana göre çok daha güçlü bir mahrumiyet hissiyle baş başa bırakır bizi. Rousseau'nun savı da şöyle devam eder: "İlkel ve yabanıl işçi en azından başını sokacak bir yuvası varsa, yiyecek birkaç elma ya da fındık bulabiliyorsa, akşamlarını ilkel bir enstrümanla müzik yaparak ya da keskin taşlarla bir balıkçı kanosu yontarak geçirebiliyorsa, bu dünyada hiçbir şeyinin eksik olmadığını düşünebilirdi pekala."