Yok olmak diye bir şey yok, herkes dönüşür, her şey dönüşür. Dönüşmelidir.
Kitabı okumaya başlandığında mahkûmun suçu ne acaba? Sorusunun sorulmasına dahi fırsat vermeden hislerini paylaştım. İdam cezasının kürek cezasına tercih edip ölmek bundan iyidir diye ölümü seçmek ama bu seferde da ölüme giden yolun ölmekten daha acı verici olduğunu iliklerime kadar hissettiğim romandı.
Ölüm gününü beklemek, korkuları, endişeleri, geride bıraktıkları, en acısı da hayatı boyunca yapamadığı keşkelerini düşünerek genç yaşta veda edeceği günü bilmek…
Devrimlerin sökemediği tek ağaç olan darağacı. Dönemin Fransa’sında pardon düzeltiyorum gelişmiş Fransa’sında bir kişinin idama çarptırılması için gereken şeyler neydi?
İşlenmiş bir adet suç, bir mahkeme, ünlü Bicetre Hapishanesi, Greve Meydanı, giyotin, halkın kahkahalarla dolu alkış eylemi ve son. Evet hepsi bu kadar.
Devlet, 6 yaşında annesiz babasız kalmış bir çocuğa sokakta karnını doyurmak, hayatını en minimalist düzeyde idame ettireceği düzeyde hırsızlık yaparken sadece cezayı düşünüyordu. Yine aynı devlet kürek cezasına çaptırılıp yıllar sonra dışarıya çıktığında mahkûma vereceği kimlikte ‘serbest bırakılmış kürek mahkûmu’ ibaresini bulundurarak çalışmasına engelleyerek mahkûmu suça teşvikten başka bir çare bırakmayıp tekrar kürek mahkumluğuna davet eder. Fırsat tanınmayana, var olan fırsatı da elinden alınana hayata atıl demek tohum tarla vermeden çiftçiden üretim yapmasını beklemekle eşdeğer değil midir?
Burada devreye dönüşmek, dönüştürmek ve dönüşebilme imkânı vermek giriyor.
Mahkûmun topluma ve sosyal hayata yeniden karışabilmesi, insan onuruna yakışır yaşam sürebilmesi için topluma kazandırılması şarttır. Kısmen iktisattaki sübvansiyonla da ilişkilidir. Devlet, topluma kazandırmak, daha sonraki süreçte daha az