Kitapçılar en acınası insanlarmış, çünkü insanlık tarihinin bütün iğrençliği ve kötücüllüğü ve sanatın bütün çaresizliği ve sefaleti herkesden çok onların sırtında yükmüş ve daima bu insanlıkdışı yük tarafından ezilmekten korkmak durumunda kalıyorlarmış.
İlk sayfasından büyülü gerçekçi, tarihi bir anlatım okuyacağınızı anlıyorsunuz, kitap çok güçlü bir açılışla başlıyor. Devam eden sayfalarda osmanlıca kullanımı devam ediyor ve bazı okuyucular için sıkıcı yada zorlayıcı olabilir ancak rahat okuyacaksınız, gözünüz korkmasın. Yazar, sizi üçyüz sekiz yıl öncesine götürmüş olduğuna inanacak ki ilk bölüm sonrası anlatım gündelik dile yaklaşıyor.
Romanı herkes gibi ben de çok beğendim. İhsan Oktay Anar’ın diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Okumak istememin nedenlerinden biri romanda biranda kaybolan kahramanların izini o kitaplarda bulurum umudu. Arap İhsan Efendi, Efrasiyap, Uzun İhsan Efendi…
Diğer bir nedeni yazarın büyülü anlatımını sevmem. Osmanlı tarihi ilgili olduğum bir alan ve Osmanlı sosyal yaşamını yazardan okumak oldukça keyifli.
Kitap son kısmında, yazarın meşgul olduğu profesyonel alan olan Felsefenin, büyülü gerçeklik anlatımıyla müthiş bir sentezini yapıyor.
10/10
İyi okumalar
Düşünüyor olması, Uzun İhsan Efendi’nin değil, onun düşüncelerinden ibaret olan bu dünyanın delili sayılmalıydı.
işte bu nedenle bilgece,
“Düşündüğüm için ben var değil
im, sizler varsınız. Sizler benim zihnimdeki düşüncelerden ibaretsiniz” diyerek ikide bir kafa bulandırıyordu.