Şimdi tutup hıçkıra hıçkıra ağlayamazdım. Bütün bunların bittiğini sanmıştım.
Cezaevinin insanı katılaştırması gerekiyor ama korkarım beni yumuşattı.
Bir Ortaçağ sunağında işkence gören günahkârlardan biri gibiyim, üstüme durmaksızın keder çiseleyen küçük, kişiselleştirilmiş kendi bulutumun altına sığınıyorum.
Gözümün önüne gittikçe kararan havada yuvarlana yuvarlana, eski bir ağ beni yakalayana dek düştüğüm geldi. Aşağıda o karanlık ilkel durumda yeni bir dil öğrenecek, bütün girdi çıktısını bilecek, o takımdan biri, yitiklerden, kaçaklardan biri olacaktım.
Nasıl huzurlu bir yaşam olacaktı, sokaklarda başıboş dolaşmak, akşam olduğunda yağmur vurmuş kapı aralarına sığınmak, açlık, bitler ve ayaklarımın halinden başka düşünecek bir şeyim olmadan.
Yüksek duvarlar bakışları kendi içinize çeviriyor.
Yıllarca, yukarı bakarak, ayrı dünyamın sınırlarının ötesini görebilmiştim yalnızca.
Başını kaldırıp korkuyla gündüz çıkan yıldızları izleyen, kuyu-nun dibindeki oğlandım.
Tutukluyken, gökyüzünün tüm değişik biçimlerini tanımak zorunda kaldım, büyük, gizli ışık yığıntıları, soluk renkler, yavaş kararmallar, alacakaranlık akınları.
Burada ise, bu sabah her şey geniş bir hava ve düz, ışıklı boşluklardan oluşmuş, karşımdaki görüntü nedense eğri, bir an saframı kaldıran bir düşme duygusu yaşıyorum.
Gergin, huzursuz, dalgın, hep hazırda bekliyor sanki, her an saklı duran bir çift kanadı açıp pencereden karanlığa uçup gidecek gibi.
Bu olacak; bir sabah uyanacağım ve uçtuğunu hemen anlayacağım, onun yokluğunu, sessizce rüzgâr alan, kıyıları çentikli bir delik gibi duyacağım.
O zaman ne yapacağım ben, sürem dolduğunda?
Nasıl oluyor da birbiriyle bağlantısız şeyler - rüzgâr, sinek, burada düşünüp duran kendisi - nasıl oluyor da birlikte, aynı gerçeklik içinde sürekli yan yana olabiliyorlardı?
Uyuşmazlık: Düzensizlik ve uyuşmazlık, sürekli kayan maskenin gariplikleri, ayırdedebildiği tek imler bunlardı.
Bir an karanlıktan küçük bir yudum alarak gözlerini kapattı.
Burada dur, hiç kıpırdanma, yavaş yavaş kuru ve boşal, rüzgârın bir soluğunun uçuracağı kırılgan bir kabuğa dönüş.
Bunu gözünde canlandırdı, her şey dingin ve ışık yavaşça değişiyor, akşam oluyor, sonra uzun karanlık, şafakta yağmur, martıların kanat sesleri, sonra yeniden ışık, alaca karanlığa dönen bir başka aydınlık gün, sonra bir başka gece, sonu gelmemecesine.