“Son kalemiz ailedir.” deyip ailemize dört elle sarılalım. “ Ben evimi imar etmezsem toplum hiçbir şekilde ma’ mur olamaz.” hakikatini kavrayalım ve nihayetinde bedevilikten medeniliğe şahsiyetimizi taşıyalım. Sonra evimizi, ailemizi Medine kılacağız, yani devlet kılacağız. Ardından o devletler çoğalacak ve İslam toplumu meydana gelecek. Oradan da medeniyete doğru bir pencere açılacaktır. Çağrımız, derdimiz ve davamız bu olmalıdır.
Hayatı olduğu gibi kabul etmeli ve ona ne bir şey ilave etmeli, ne de ondan bir şey eksiltmeli... Bazı şeyler vardı, canımızı sıkar; “ Bu neden böyle? Böyle şeyleri dünyadan kaldırmalı!” deriz. Bazı şeyler de mevcut değildir. İçimizden, bunların olmasını ister, hatta bu uğurda çalışırız. İkisi de saçma ve faydasızdır. İnsan dediğin mahluk hiçbir şeyi değiştiremez. Bunu için, gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma...
Mademki hiçbir şeyi değiştirmeye iktidarı yoktu, her şey evvelden çizilen bir yolda yürüyecekti, o halde aklı başında bir insan, olanları tebessümle seyredip sırasını beklemeliydi.