Sibel Karagöz

YAMASI AMASI PARA büyük büyük isimler küçük küçük aşklar zamanın zembereğinden çarkın dişlisinden dişin takmasından takmanında demirinde dönen leblebiler hacamat oluş una un toza döner de etrafa saçılır y’elsiz kimi bir çöp konteynerinin atıl köşesi kimi boş bir kayığın kara çapası kimi pespembe hayallerinin bekçisi kadınlar karınlar boş avuçlar aç yürekler kanadı kırılmış kuşlar doymaz isimler kravatı uygarlık namzeti adımları hak hukuk
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
GÜNSÜZ GECELER bak yine geldi akşamlar davet beklemeden kapıyı çalmadan oturdu baş köşeye hal hatır sormadan hesaba durdu karşısında küçüldüm küçüldüm boynum kıldan ince hayat dedi hayat bir çuvaldız ipi üzerinde akrobatlar gezer deliğinden geçer ilmek ilmek kaderin oyununa kırk huyuna çelme takar ilmek üstüne ilmek atar günü geceye katar sen dedi sen ne iğne ne çuvaldız ipi es geçerek her türlü oyuna bin bir türlü huyuna sırt dönerek
Şiir
TURKUAZ AŞKLA mavi bir huzur kucaklarında turkuazla karışmış gülümsemeye bulaşmış çıplak ayaklarıma karasular indi arındım acının yoldaşlığından günü selamlıyorum ağız dolusu sevdayla... dalgalar çoşuyor daha bir sevdalı çarpıyor suratıma hadi ay artık farket seviyorsun itiraf et en çok kendine aşkın ayak sesleri bu gelen dolandı çıplak ayaklarıma kum gibi kulak ver kapatma güneşi dog içine Aşkla ... Sibel Karagöz
Şiir
AYAKKABISI OLMAYAN ŞAİR Naci Sadullah, Ambasador Gazinosu’nu aradı. Ses sanatkârına “Eğer bu akşam sahne alacaksanız sizi dinlemeye bir şair dostumuzu getireceğim” dedi. Ses sanatkârı hanımefendi “Elbette” diye karşılık verdi. O gece Naci Bey ve Şair dostu Ambasador Gazinosu’na gitti. Sanatkârı dinledi Şair. Büyülendi. Sesine aşık oldu. Birkaç gün geçti. Haksız yere hapse attılar Şair’i. Eşi dostu geliyor “Ne getireyim?” diye soruyorlardı. Şair “Nutuk” dedi, Atatürk’ün Nutuk’unu getirdiler. Nutuk onun referansı oldu ve bir ‘destan’ yazmaya başladı. Bir süre sonra sağlık sorunlarından ötürü Yakacık Sanatoryumu’na yatırıldı Şair. Doktor “Hasta bu, hapis yatamaz” dedi. Tahliye edilecekti. Naci havadisi alır almaz arkadaşlarına “Çıkıyor bizim Şair” diye müjdeledi. Fakat bir sorun vardı. Şair’in ayakkabısı çok eprimiş ve insan içine çıkılacak gibi değildi. Naci, ses sanatkârı da dâhil olmak üzere eşten dosttan para topladı ve Şair’e bir çift ayakkabı aldı. Ayakkabıyla birlikte Yakacık’a gittiler, verdiler pabuçları. Bir çocuk gibi sevindi Şair. Ses sanatkârı anılarında o günü şöyle anlattı; "Bizi bekliyordu üstat. Tıraş olmuş, giyinip kuşanmıştı. Ama ayaklarında terlik vardı. Tabanı delik, dikişleri sökük ayakkabılarını da, ne olur ne olmaz diye boyayıp hazır etmişti. Bizi görünce, gözlerinde sevinç ışıkları belirdi. Yakacık'tan yola çıktığımızda, bayram yerine giden çocuklar gibi şendik! Özgürlüğün tadını çıkaran Şair; insanlara, evlere, ağaçlara, kuşlara, bulutlara, gözleriyle okşar gibi bakıyordu.” Yakacık’tan aldılar Şairi. Ahbapları olan Sertel ailesine gittiler. Sofradalarken Şair, Atatürk’ün Nutuk eserinden faydalanarak yazdığı destanın içinden bir şiir okudu. Sofradaki herkes büyülenmişti. Ses sanatkârı ‘Keşke Atatürk de vefat etmeden evvel bunu dinleyebilseydi’
Edebiyat
İPTEN KOPMUŞ KAÇAN ÇOCUKLUĞUMDU düşlerin biri bitiyor biri başlıyor uykuların doğusu düşlerin pecmurde döllerine gebe düvelerin ipe dizilmiş boyutları kirpik diplerime saklanmış kaçarı yok kaçası yok göz kapaklarıma oturmuş sırtımın kamburu ömrümün törpüsü içimin sızısı açsam taşıyamam kapatsam boranın şimşeğin çakışması göz gözü görmez bardaktan boşalırcasına yağmur ıslanan bedenim değil ruhum kırılan yenim değil can’ım kaçan ayaklarım değil kanım içimden sökülüp
Şiir