Gerçek nedir? Gözlediğimiz, elle dokunduğumuz, gözle gördüğümüz, sesini duyduğumuz mudur? Yoksa bunların da kapsayan daha büyük bir küme midir? Örneğin elinizde bir almaç yok ise radyo frekanslarını duyamayız, bu onların var olmadığı veya etrafımızda olmadığı anlamına gelmez. Keza beş duyumuzla algılamadığımız tüm oluşumlar gerçek değil midir? Sevgi, akıl, bilinç, bunlar gerçek değil midir? Soruların cevapları hep aynı yere çıkıyor: Bir gerçeklik varsa bu oluşturduğumuz bir durumdur. Bu bağlamda aile bağları “gerçek” olsa bile pek çok noktada bir çok kabuller yumağından oluşur. Kültürel ve coğrafik farklılıklar gösterse bile bir bağ vardır ve bu bağ çıplak geldiğimiz dünyada bizi hayatta tutan büyüten en iyi seçeneklerden biridir. İşte tam da bu noktada evlat edinilmiş bir çocuk ile doğmuş bir çocuk aradaki farkı ortaya koymadığımız sürece bilinmesi kolay olmayabilir. Çok uç örnekler olmadığı sürece elbette.
İletişim ve yolculuk için teknolojinin bu kadar geliştiği günümüz şartlarında kültürler arası farklılığın çok büyük olmaması beklenir. Küreselleşen bir köye doğru giden şimdiki zamanda bile insanlar ve kültürler arasındaki farklar hala büyüleyicidir. İnsan kendi otantik yapısını her zaman ortaya koymayı başarır. Çin’in katı çocuk politikaları olsa bile bir kadının on tane çocuğu olabilir mi? Ya da oryantalist bir bakış bu dünyayı ne kadar anlar ve değerlendirebilir. İşte bir batılının gözünden bir Çinli işçi emekçi kadının kendi küçük sevimli dünyasının yansımalarını okuyorsunuz bu küçücük novellada. Aile hangi bireylerden oluşur? Gerçek aile nedir? Hangi bağ bizi diğerine bağlar ve bu bağların “organik” bir kökeni olması gerekir mi? Bİr gerçeklik sorgusu aslında bunun yanında ilerlemeci kendi lüks ve zenginlik kavramları çerçevesinde bir küçük köyün kocaman
“Gerçekten de insanlar garip. Sevgi istiyorlar, ama seni olduğun gibi sevmiyorlar. Onlar için değişmeni bekliyorlar. Sonra da senden neden mutlu olmadıklarını merak ediyorlar.”
- Bukowski