Satranç; hem şahların hem işsizlerin, hem dahilerin hem de sıradan insanların oyunu… Sınırsız ihtimal, dizilim, hesap… Saldırı, savunma, sabır, öngörü, zeka, dikkat ve de strateji... Bin yılların oyunu… Böyle bir oyunun da romanlara konu olmasından normal bir şey yok...
Ama satrancı romanın merkezine oturtan, okurken her satırında satranç oynuyormuş duygusunu hissettiren tek kitap vardır herhalde; Stefan Zweig’in romanı SATRANÇ… Bazıları uzun hikâye diyor… Bir bakıma haklılar 65 sayfalık roman mı olur ? Ama konu, kurgu ve anlatıma baktığınızda, kesinlikle roman…
Okuyunca bu güne kadar neden okumadığıma hayıflandığım bir roman… Geç de olsa, iyi ki okumuşum dediğim roman…
Etkileyici, çarpıcı, akıcı…
Hani derler ya; elimden bırakmadan bitirdim… Çoğu yalandır; tuvalete giderken, yemek yerken, telefonla konuşurken mutlaka bırakırsınız elinizden… Ama ben Satranç’ı gerçekten elimden bırakmadan bitirdim….
Tavsiye ederim...
Ama Ahmet Cemal çevirisini tercih edin...