Suça sürüklenmiş çocuklar, çoğu zaman “kötü” oldukları için değil, acı çektikleri için böyledir. Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk bize bunu açıkça gösterir: Sorunlu çocuk diye bir kategori yoktur; acı çeken, ihmal edilen, travmayla büyüyen çocuk vardır. Ve acı, insanı yalnızca üzmez; onu saldırgan, kaygılı ve hırçın da yapar.
Bir çocuğun omzuna dostça dokunmak, başka bir çocuk için tehdit anlamına gelebilir. Yükselen bir ses, birine sıradan gelirken, diğerine şiddetin habercisi gibi duyulabilir. Çünkü travma, bugünü değil, geçmişi yaşatır. Beyin kişisel tarihini taşır; yaşanan her deneyim, özellikle erken yaşta olanlar, zihnin nasıl çalışacağını belirler. Bu yüzden bir çocuğun verdiği tepki, çoğu zaman içinde bulunduğu anla değil, daha önce yaşadıklarıyla ilgilidir.
Şairin dediği gibi, çocukluk gökyüzü gibidir; kaybolmaz. Güneşli de olsa, fırtınalı da, insanın içinde kalır. Ve bazı çocukların gökyüzü hiç açmaz. Sürekli şiddet gören, aşağılanan, yalnız bırakılan çocuklar, dünyayı güvenli bir yer olarak değil, tetikte olunması gereken bir alan olarak öğrenir. Böyle bir yerde büyüyen birinden sakinlik, güven ve sevgi beklemek, aslında ondan bilmediği bir dili konuşmasını istemektir.
Toplum ise çoğu zaman sonucu görür, süreci değil. Davranışı yargılar, nedeni değil. Oysa kısa vadeli cezalar, sert müdahaleler ya da hızlı çözümler işe yaramaz. Çünkü mesele davranışı düzeltmek değil, o davranışı doğuran sistemi anlamaktır. Sabırlı, tutarlı ve sevgi dolu bir yaklaşım olmadan değişim mümkün değildir.
Bu yüzden asıl soru hâlâ aynı: Katil mi doğulur, yoksa katil mi olunur? Belki de cevap, sandığımızdan daha rahatsız edicidir. İnsan doğduğu gibi kalmaz; yaşadığı gibi olur. Ve bazı çocuklar, sevgiye hiç dokunmadan büyür.