Fernando Pessoa adına, ilk kez jorge louis Borges in bir kitabında rastladım ve ivedilikle okunacaklar listeme ekledim. Uzun süre kitabını sayıkladım durdum. Çeşitli sohbetlerde lafını açtım ama tanıyana okuyana rastlamadım. Bu vaziyet, 2 yıldan fazla sürdü. Nihayet günlerden bir gün, Pessoa'nın Huzursuzluğun Kitabı ile karşılaştım. Baş ucumda ve okumaksızın en az 3-4 ay öylece durdu. Her görüşümde biraz korku, biraz tedirginlikle, ruhsal huzursuzluğumu hatırlatan bu kitabı, artık gözlüksüz eskisi gibi net göremediğimden, uzun soluklu okumalara eskisi gibi kalkışamadığıımdan, yalnızlığa terk ettim. Neden sonra elime okuma amacıyla alıp ilk satırlarını okumaya başladıktan itibaren, yedi oturumda bitirdim.Şimdi,
1-O, usta bir şair
2-O, bir yapayalnız bir melankolik
3-O, olağanüstü bir gözlemci ve detaycı
4-O, ileri derecede bir Portekiz aşığı. Güneşin doğuşu yada batışı, bir kitap dolusu söz sarf edebilmesine vesile.
5-O, aşağı yukarı hepimizde bulunan genel hastalıktan, geçimini temin için sikişıp kaldığı Moralaes in muhasebeci bürosundaki günlük rutinlerin dışına çıkamayan ama aynı zamanda da Dünyanın en uçsuz bucaksız coğrafyalarını kendine has teknikleriyle dakikalar içerisindeki sessizliğiyle gezip dolaşabilen ve mecburiyetleri karşısında muhasebecideki hesaplar arasında sıkışıp duran bedeninde, katlanarak büyüyen huzursuzluğundan muzdarip.
6-O, aynı anda yüzden fazla karakteri bünyesinde barındıran bir çoğul kişilik.
7-O, saygı duyulası bir insansever. Kimsenin fark bile etmediği bürodaki getir-götürcü çocuğun gidişine yazdığı sitem ifadeleri, ilginç.
8-O, tanrıya savaş açmış gibi görünen ama bence bu duyarlılıkla tanrıya en samimi şekilde yakın olanlardan biri. O, gerçekte salt Tanrı yada din olgusuna değil, bence, büsbütün din-siyaset- dogmatizm üçlemesinin