Fatih Harbiye’yi okurken, İstanbul’un iki farklı yüzü arasında sıkışmış bir ruhun çırpınışlarını hissettim. Neriman’ın içsel çatışmaları, bana kendi yaşamımdaki değer yargılarımı sorgulattı.
Roman, Doğu ve Batı kültürleri arasında bocalayan bir genç kadının hikâyesini anlatıyor. Neriman’ın Fatih’teki geleneksel yaşamı ile Harbiye’deki modern hayata duyduğu özlem, beni derinden etkiledi. Onun, ait olmadığı bir dünyada kendini bulma çabası, bana kendi kimlik arayışımı hatırlattı.
Peyami Safa’nın dili oldukça akıcı ve etkileyici. Ancak, bazı bölümlerde karakterlerin içsel dünyalarının daha derinlemesine işlenmesini bekledim. Özellikle Neriman’ın dönüşüm süreci, daha detaylı anlatılabilirdi.
Yine de, romanın kültürel çatışmaları ve bireyin içsel mücadelesini ele alışı, beni düşündürdü. Kendi yaşamımda da benzer ikilemler yaşadığımı fark ettim.
_Ötanazi Okulu_’nu okurken, kendimi karanlık bir labirentin içinde kaybolmuş gibi hissettim. Yeşil’in hikâyesi, sadece bir karakterin değil, birçok insanın içsel mücadelesinin yansımasıydı. Maral Atmaca’nın kalemi, beni hem büyüledi hem de derin düşüncelere sevk etti.
Yeşil’in yaşadığı travmalar ve içsel çatışmalar, beni derinden etkiledi. Onun, ait olmadığı bir dünyada hayatta kalma çabası, bana kendi hayatımdaki zorlukları hatırlattı. Ancak, bazı bölümlerde karakterlerin içsel dünyalarının daha derinlemesine işlenmesini bekledim. Özellikle Yeşil’in duygusal dönüşümleri, bazen yüzeysel kalmış gibi hissettirdi.
Yine de, kitabın atmosferi ve anlatımı beni içine çekti. Özellikle Gölge karakterinin gizemli yapısı ve Yeşil ile olan ilişkisi, hikâyeye ayrı bir derinlik kattı. Ancak, bazı yan karakterlerin daha fazla geliştirilmesi, hikâyenin zenginliğini artırabilirdi.
Sonuç olarak, Ötanazi Okulu, beni hem duygusal hem de zihinsel olarak etkileyen bir roman oldu. Eksikliklerine rağmen, anlatımı ve atmosferiyle beni içine çekti ve uzun süre etkisinden çıkamadım.