📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu kitapla beraber öğrendiklerimi bir bir sıralamadan önce kısaca konusunu anlatayım size: Kilitli iki penceresi bulunan odaya giren profesörün kızı, odaya girdikten sonra sarı odanın kapısını kilitler. Çok geçmeden saldırıya uğrar, çığlık çığlığa yardım ister. Evin çalışanları & matmazelin babası kapıyı omuzlayarak açtıklarında, kadın yerde baygın yatmaktadır ama yalnızdır. Her taraf dikkatli şekilde incelenmesine rağmen saldırgan bulunamaz. 18 yaşındaki gazeteci Rouletabille bu gizemli olayın peşine düşer.
-Rouletabille karakterinin ilk çıktığı & maceralarının devamını getiren kitap olduğunu,
-Yazarın aynı zamanda Operadaki Hayalet'in de yaratıcısı olduğunu,
-Bu kitabın 20.yüzyılının en iyi polisiye kitabı seçildiğini,
-Agatha Christie'ye ilham olduğunu bu kitapla beraber öğrendim. Kitabı okurken benim dikkatimi çekense yazarın Edgar Allan Poe, Arthur Conan Doyle & Maurice Leblanc'ı selamlamasıdır. Hatta Kibar Hırsız (Arsen Lüpen) karakterine benzer bir karakteri de bulunca bu kitapta Fransızca çeviri sitelerinin yardımıyla da yazarın Maurice Leblanc'tan ilham aldığını birkaç blog sayfasından okudum. Birçok sevdiğim unsur bir araya toplanınca kitabı sevdim, bölüm bölüm ilerlemesini de tabi.
Kitapların zirve yaptıkları kısımlar yazarın tercihini göre değişir, bu kitapta da zirve bana göre girişiydi ki yukarıda da bahsettiğim konu* tam olarak buydu. Ondan sonrasında biraz oyalayarak yazarın beni sonuca götürmesi sıkmasa da gizemi uzatarak sürükleyiciliğini artırma girişimi yazıldığı & okunduğu dönem için anladığım kadarıyla tam kıvamında kalmış; günümüzde-elbette ki kendi adıma konuşuyorum-şimdiye dek okuduğum polisiye eserler sonrası fazlasıyla uzatılmış geldi.
Kitap 281 sayfa
İyi okumalar-.-
Sarı Odanın EsrarıGaston Leroux · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,862 okunma
Sevdiklerim arasına giren bu kitabın yazarının hemen bir kitabını daha sipariş verdim çünkü yazım dili akıp gidiyor, sayfalar bir çırpıda bitiyor.
Adından & kapağından anladığınız üzere koleksiyoncumuz, bir kelebek koleksiyoncusudur, adı da Fred kısaca. Beğendiği için ara ara takip ettiği resim öğrencisi Miranda'yı görmek haricinde yaptığı pek bir şey de yoktur.
İçine kapanık, ailesi yıllar önce öldüğü için halası & onun ailesiyle yaşayan silik bir kişidir ta ki piyangoyu vurana kadar. Yüklü miktarda eline geçen parayla ilk iş şehirden uzak bir yerde ev alır & içinde değişiklikler yapmaya karar verir. Sonraki aşama ise koleksiyonuna en güzel parçayı eklemektir.
271 sayfalık kitabın ilk 20 sayfasının kısaca özeti bu işte, nasıl olaylar bu kadar hızlı ilerledi, geri kalan 250 sayfa nasıl aktı gitti anlatamam. Psikolojik gerilim olarak kategorilense de aşk da dahil olmak üzere birçok duyguyu barındırdığı gibi farklı bakış açılarından aktarılan diyaloglar beni sık sık şaşırtıp "ben öylesini düşünmemiştim" dedirtti. Beni sıkmayan, ara ara temponun arttığı sürükleyici bir okuma macerası oldu bu kitap benim için.
Bunu da söylemeden edemem: Patrick Süskind'in Koku kitabının baş karakteriyle sık sık kıyasladım bu kitabın baş karakterini. Genele vurunca da benzerliklerini bulmadım da değil.
Uyarı: Kapalı alan korkunuz varsa okurken rahatsız olabilirsiniz.
İyi okumalar -.-